2000 Öncesinde Çekilmiş Mutlaka İzlenmesi Gereken 50 Mükemmel Film

Sefer Turgut 3 Mayıs 2021

2000’lerden sonra birbirinden güzel filmler çekilmiş olsa da iyi bir sinema izleyicisiyim diyebilmek için 2000 öncesinde çekilmiş bazı filmleri mutlaka izlemeniz gerekiyor.

Sinema dünyası her yıl üzerine koyarak ilerleyen dinamik bir dünya. Her dönem bazı film türlerinin öne çıktığını gördüğümüz bu renkli dünyada son zamanlarda fantastik filmlerin bir adım önde olduğunu görüyoruz. Süper kahraman filmleri, fantastik uyarlamalar, Marvel evreni, vs. adeta altın günlerini yaşıyor. Ancak bu her zaman böyle değildi, özellikle özel efekt işinin bu kadar popüler olmadığı 2000 öncesi dönemde bugünden çok farklı filmlere gönlümüzü kaptırıyorduk. İşte Biacaip olarak sizler için 2000’lere gelene kadar izlemeniz gereken filmlerden oluşan harika bir liste yaptık. Terminatör’den Truman Show’a, Big Lebowski’den Casablanca’ya varıncaya kadar mutlaka izlemeniz gereken eşsiz filmlerden bir seçki.

1. Thelma & Louise (Thelma ve Louise) – 1991 // 7.5

Thelma & Louise (Thelma ve Louise)

Delidir bu iki kadın! Bildiğimiz ruh hastaları yani. Yaptıkları yolculuksa bir çeşit tepkidir aslında hayata, kocalarına, erkek arkadaşlarına; bir çeşit asilik göstergesidir. “Duyulma” çabasıdır.

2. The Terminator (Yok Edici) – 1984 // 8.0

The Terminator (Yok Edici)

Sinema tarihinde devrim yapan, robotları sevmemizi sağlayan yüzyılın en iyi 10 filminden biri.

3. Rocky – 1976 // 8.1

Rocky

İçinde en az boks sahnesi geçen boks filmlerindendir ve buna rağmen en iyi boks filmlerinden biri olarak kabul edilir.

4. Schindler’s List (Schindler’in Listesi) – 1993 // 8.9

Schindler's List (Schindler’in Listesi)

Her seyredişte ağlatan, en azından insanın boğazında acı bir düğüm oluşmasına sebep olan harika film.

5. The Shining (Cinnet) – 1980 // 8.4

The Shining (Cinnet)

Tekrar izlendiğinde dahi ürküten film. Labirentte kovalama çekimleri çok başarılı.

Advertisements
Advertisements

6. One Flew Over the Cuckoo’s Nest (Guguk Kuşu) – 1975 // 8.7

One Flew Over the Cuckoo's Nest (Guguk Kuşu)

Jack Nicholson’ın başrolünde oynadığı, sistem karşıtı bir adamın, akıl hastanesine deli diye sokularak sonradan nasıl delirtildiğini anlatan, sonunda dumur olunan, şahane filmin adı.

7. Edward Scissorhands (Edward Makaseller) – 1990 // 7.9

Edward Scissorhands (Edward Makaseller)

Görüntüleri, sosyolojik göndermeleri, dekorları ve masalsı havasıyla olağanüstü büyüleyici Tim Burton şaheseri film.

8. The Silence of the Lambs (Kuzuların Sessizliği) – 1991 // 8.6

The Silence of the Lambs (Kuzuların Sessizliği)

Senelerdir milyon kere izlemiş olsam da daha milyon kez izleyebileceğim, Hannibal Lecter’ın zekasına, Clarice Starling’in cesaretine hayran bırakan, en sonunda insanı şaşkınlığa boğan film.

9. Dead Poets Society (Ölü Ozanlar Derneği) – 1989 // 8.1

Dead Poets Society (Ölü Ozanlar Derneği)

Okullarda genelde filmi kavrayamamış dinozor Türkçe öğretmenleri tarafından izletilen ve öğrencileri uyandıran bir “klasik.”

10. Roman Holiday (Roma Tatili) – 1953 // 8.0

Roman Holiday (Roma Tatili)

Konusu yüzlerce filme ilham kaynağı olmuştur. Bir prenses, sıkıcı hayatından bunalarak pencereden gıptayla izlediği o eğlenceli dış dünyaya kaçar ve olaylar gelişir.

11. Before Sunrise (Gün Doğmadan) – 1995 // 8.1

Before Sunrise (Gün Doğmadan)

Filmin son sahnesi en alıcı bölümüdür. Gece boyunca gezilen eğlenilen anılar edinilen mekanların sabah gün ışığıyla birlikte yerini ıssız neşesiz ve durgun haline dönmesi insanı vurur bi yerlerden. Aynı terapi tatil zamanları yola çıkmadan önce sabah sabah gece eğlenilen mekanların gezilmesi şeklinde gerçekleştirilirse aynı etki sarsar sizi.

12. Cinema Paradiso (Cennet Sineması) – 1988 // 8.5

Cinema Paradiso (Cennet Sineması)

Yeşilçam tadında filmdir. Güzel bir tat bırakır damağınızda. Yüzünüzde bi gülümseme bırakır.

13. To Kill a Mockingbird (Uğursuz Kuş) – 1962 // 8.2

To Kill a Mockingbird (Uğursuz Kuş)

Her şeyden öte, açılış jeneriği tasarımıyla zamanının oldukça ötesinde bir filmdir. Aynı zamanda gelmiş geçmiş en iyi tema müziklerinden birine sahiptir

14. Monty Python and the Holy Grail (Monty Python ve Kutsal Kase) – 1975 // 8.2

Monty Python and the Holy Grail (Monty Python ve Kutsal Kase)

Absürt İngiliz espri anlayışının güzel ve belki en güzel örneklerinden. Tekrar tekrar izlense de ayni tatta gülüyor insan.

15. Annie Hall – 1977 // 8.0

Annie Hall

Woody Allen’ın bir numaralı filmi. Kadın sorununu önce iyice düğümler, sonra çözer, sonra tekrar düğümler. Bu filmi izleyen herkes artık süren ya da onu ufukta bekleyen ilişkisine farklı bir gözle bakar.

16. My Own Private Idaho (Benim Güzel İdaho’m) – 1991 // 7.1

My Own Private Idaho (Benim Güzel İdaho’m)

Her izlediğimde Gus Van Sant’ın aslında iyi bir herif olduğunu düşünmeme sebep olan Keanu Reeves’i ilk defa taktir edip sevdirten izlenmesi gayet zevkli olan sıkmayan film.

17. The Truman Show – 1998 // 8.1

The Truman Show

Gelmiş geçmiş en iyi film senaryosu ödülünü alan ve bunu kesinlikle hak eden film. Her izleyişimde farklı bir ayrıntı yakalarım.

18. Boogie Nights (Ateşli Geceler) – 1997 // 7.9

Boogie Nights (Ateşli Geceler)

İzlenebilecek en iyi dramalardan biri. Karakterlerle o kadar bütünleşmişim ki durup durup hallerine ağladım. Bu kadar bütünleşmemizin en büyük sebebi de o muhteşem senaryosu ve bir o kadar muhteşem oyunculuklar. İçinde az da olsa aksiyon, gerilim de bulabileceğiniz muhteşem bir filmdir. Kelimelerle anlatamıyorum izleyin görün.

19. Some Like it Hot (Bazıları Sıcak Sever) – 1959 // 8.2

Some Like it Hot (Bazıları Sıcak Sever)

Billy Wilder’ın yönettiği, Amerikan sinemasının klasik komedi filmleri arasında yer alan film. Film Al Capone’un St. Valentine katliamından kurtulan iki parasız müzisyenin gangsterlerden kaçmak için kadın kılığına girip bir kadın orkestrasıyla yaptıkları yolculuğu anlatır.

Advertisements
Advertisements

20. When Harry Met Sally… (Harry Sally’yle Tanışınca) – 1989 // 7.6

When Harry Met Sally... (Harry Sally’yle Tanışınca)

Süper eğlenceli bir romantik komedi. Performanslar bir şahanedir, diyaloglar kopartır, aralarda çıkan yaşlı çiftler de filme ayrı bir hoşluk katar. Müzikler de pek eğlencelidir. On üzerinden on on on.

21. The Big Lebowski – 1998 // 8.1

The Big Lebowski

İlk izlenildiğinde tam olarak anlaşılmasının, filmde mevcut olan her şeyin takip edilmesinin çok zor olduğu fakat izledikçe daha bir sevilen sevildikçe de izlenen şaheser niteliğindeki film.

22. 8 1/2 (Sekiz Buçuk) – 1963 // 8.0

8 1/2 (Sekiz Buçuk)

Federico Fellini’nin 1963 tarihli, gerçekle hayalin birbirine karıştığı filmi. Çekim aşamasındayken tıkanıklık yaşayan bir yönetmenin öyküsü anlatılıyor.

23. The Shawshank Redemption (Esaretin Bedeli) – 1994 // 9.3

The Shawshank Redemption (Esaretin Bedeli)

Yazılan bunca olumlu şeyi sonuna kadar hak eden, gerçekten muhteşem bir film. Kimse bu filmi izlemeden hayatının en iyi on filmini saymamalı.

24. Psycho (Sapık) – 1960 // 8.5

Psycho (Sapık)

Çok güzel bir filmdir. Sırf içinde geçen diyaloglar için bile 3-5 kez izlenebilir. Konu “döneminin” pek ötesindedir. Film genelinde bir iki kıytırık hata varsa da genelde mükemmeldir.

25. Suspiria – 1977 // 7.4

Suspiria

Film muhteşem görüntülerden oluşuyor, kırmızı ağırlıklı iç mekan görüntüleri endişe verici, galiba biraz mükemmeliyetçi bir havası var Dario Argento’nun. Filmin başı ve sonu çok iyi ortalarda tempo gayet düşük, diyaloglarla korkutmaya çalışmışlar ki hiç hoş değil. Ama gene de sıçarak izlediğim bir tırsı filmidir kendisi.

Advertisements
Advertisements

26. The Texas Chain Saw Massacre (Teksas Katliamı) – 1974 // 7.5

The Texas Chain Saw Massacre (Teksas Katliamı)

Gerçekten korkutan, birçok kere yerinizden hoplatan, gerilim filmlerinden hoşlananlar için kesinlikle kaçırılmayacak bir film.

27. Enter the Dragon (Ejderin Üç Fedaisi) – 1973 // 7.7

Enter the Dragon (Ejderin Üç Fedaisi)

Bruce Lee’nin en sevdiğim filmlerinden biridir bu. Ayrı bir ekoldür, bir sürü sekansın atasıdır içerdiği sahneler. Ayrıca Bruce bu filmin prömiyerinden üç hafta önce ölmüştür.

28. Sunset Blvd. (Sunset Bulvarı) – 1950 // 8.4

Sunset Blvd. (Sunset Bulvarı)

Billy Wilder’ın 1950’de çektiği film noir’ın en iyi örneklerindendir bu film. Dış dünyadan artık korkan, döneminin en ünlü sessiz film yıldızı Norma Desmond’un yaşlılık halleri, paranoyaları, geliştirdiği büyüklük kompleksi ve kendinden yaşça oldukça küçük, borç içinde kıvranan başarısız senariste tutkulu bağı anlatılır, olay bu gibi görünür en azından ancak filin kanımca lezizliği arka fonda gelişen olaycıklardır.

29. Casablanca – 1942 // 8.5

Casablanca

1942 yapımı Martin Curtiz filmi. Zamanına göre yönetimi ve oyunculuğu mükemmel. O zamanın en iyi iki Hollywood oyuncusu başrolde; Humphrey Bogart ve Ingrid Bergman. Hikaye gerçekçi, etkileyici ve aynı zamanda klişelerin dışında, aslında hiçbir karakterin göründüğü gibi olmadığını olaylar gözünüze sokulmadan, seyrederek fark etmek çok zevkli. Çok da güzel bir sonu var.

30. Vertigo (Ölüm Korkusu) – 1958 // 8.3

Vertigo

Değeri geç anlaşılmış bir Hitchcock klasiği. Film gösterime girdiğinde rağbet görmez, ancak yıllar sonra hakkı teslim edilir. Favori oyuncusu James Stewart yine başrolde. Üstat bu filmde de kameranın önünden geçmeyi ihmal etmemiş. Filmin başlarında Scottie ve Gavin’in görüşmesinden önce binanın dışını ve Hitchcock ustanın binanın önünden geçişini izleriz. Merdivenlerden aşağı bakan Scottie’nin yaşadığı heyecanı ve korkuyu yönetmen şahane bir çekim tekniğiyle bizlere sunmuştur.

Advertisements
Advertisements

31. 2001: A Space Odyssey (2001: Uzay Yolu Macerası) – 1968 // 8.3

2001: A Space Odyssey (2001: Uzay Yolu Macerası)

Kesinlikle her yönden ağır ve sabır isteyen bir film. Klasikleştiği için değil, fakat yeterince derin zamanının çok ilerisinde olduğundan bir başyapıt denebilir.

32. Blade Runner (Ölüm Takibi) – 1982 // 8.1

Blade Runner (Ölüm Takibi)

Bilim kurgu filmleri içinde ilk 3’te yeri hazır filmdir kendisi. Vangelis’in olayı bitirdiğinin ispatıdır aynı zamanda.

33. The Breakfast Club (Kahvaltı Kulübü) – 1985 // 7.8

The Breakfast Club (Kahvaltı Kulübü)

Bu kadar düşük bütçeyle çekilmiş izlediğim en güzel film. Ailelerin çocuklarının kişiliğindeki etkisini gözler önüne seren bu film tüm ebeveynler tarafından izlenmeli.

34. Scarface (Yaralı Yüz) – 1983 // 8.3

Scarface (Yaralı Yüz)

Hırs, kararlılık ve açgözlülüğün bir insanda harmanlamasından doğabilecek olayları bize sinema diliyle anlatan film.

35. Goodfellas (Sıkı Dostlar) – 1990 // 8.7

Goodfellas (Sıkı Dostlar)

İzledikten sonra insanı birçok konuda düşünmeye iten harikulade bir filmdi bence, 2 kez izledim daha da izlerim. Üstünden yaklaşık 7-8 ay geçse de içerdiği arkadaşlık, kadın-erkek ilişkileri ve birçok eğlenceli sahneyle sıkılmadan izlediğim bir filmdi Goodfellas.

36. The Godfather (Baba) – 1972 // 9.2

The Godfather (Baba)

Bu filmi diğerlerinden ayıran en önemli özelliği popülist bir film olmaması yani dakika başı çatışma sahnesi yok, atarlar, giderler, tehditler yok, her şey olması gerektiği gibi gidiyor, usulüne uygun şekilde gidiyor.

37. Raging Bull (Kızgın Boğa) – 1980 // 8.2

Raging Bull (Kızgın Boğa)

İnanılmaz bir hayat kesiti, böyle bir anlatım böyle oyunculuklar çok az filmde görüldü sanırım. Martin Scorsese’nin, Robert De Niro’nun ve Joe Pesci’nin yeteneklerinin zirveye çıktığı film.

38. Chinatown (Çin Mahallesi) – 1974 // 8.1

Chinatown (Çin Mahallesi)

İlerlerken yer yer durağanlığı sıkar gibi gelse de önce, aslında daha çok rahatsız eden film. Huzursuz, tedirgin. Ama iyi olsa gerek, bu izlenimi çok konuda veriyor…

39. Il buono, Il brutto, Il cattivo (İyi, Kötü ve Çirkin) – 1966 // 8.8

Il buono, Il brutto, Il cattivo (İyi, Kötü ve Çirkin)

Western’lerin lordu, her daim izlenen, arşivlenesi bir klasik, aşmış film. Clint babanın karizmasının her karesine nüfuz ettiği film, müzikleriyle, senaryosuyla yüzlerce kez izlenesi, final sahnesiyle yaran, aşan, geçiren, westernlerin atası, babası, şahmeranı.

40. Seven Samurai (Yedi Samuray-Kanlı Pirinç) – 1954 // 8.6

Seven Samurai (Yedi Samuray-Kanlı Pirinç)

Döneminin şartlarına bakılacak olursa mükemmel Akira Kurusowa filmi. Hollywood bu filminden esinlenerek “7 silahşorlar” Yeşilçam ise Erol Taş ve Yılmaz Güney’in oynadığı ” 10 korkusuz adam” filmlerini çekmişlerdir.

41. Det Sjunde Inseglet (Yedinci Mühür) – 1957 // 8.2

Det Sjunde Inseglet (Yedinci Mühür)

Ingmar Bergman imzalı başyapıt. Orta çağda iki şövalye, sokak tiyatrocusu bir aile ve birkaç karakterin yollarının kesişmesini anlatır.

42. Pulp Fiction (Ucuz Roman) – 1994 // 8.9

Pulp Fiction (Ucuz Roman)

Boş muhabbetlerin içi ancak bu kadar güzel doldurulurdu. İnsanın seyrettikten sonra her konuşmanın ya da her hikayenin birbiri içine geçeceğini sandığı deha ürünü.

43. Saving Private Ryan (Er Ryan’ı Kurtarmak) – 1998 // 8.6

Saving Private Ryan (Er Ryan’ı Kurtarmak)

Muhteşem bir film. Özellikle filmin girişindeki çıkarma sahnesi ve sonunda köprüyü savundukları bölüm muhteşem. Kaçıncı kez izledim hatırlamıyorum fakat hala aynı etkiyi bırakıyor seneler sonra bile… Aynı zamanda oldukça duygusal bir film. Tabi ki bu filmi film yapan, filme esas duyguyu katan adam Tom Hanks.

44. Fargo – 1996 // 8.1

Fargo

Gerçek bir olaydan esinlendiği için yumruk yemiş gibi izlenilen film. Kadının soğukkanlılığı adamın asabını bozar.

Advertisements
Advertisements

45. The Usual Suspects (Olağan Şüpheliler) – 1995 // 8.5

The Usual Suspects (Olağan Şüpheliler)

Bundan yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda doksanlı yıllardan aklımızda kalacak 5 filmden biri, kusursuz senaryo, kusursuz oyunculuk sonuçta hastası olunabilecek bir film.

46. Rear Window (Arka Pencere) – 1954 // 8.4

Rear Window (Arka Pencere)

Tek bir odada, 2 kamera açısıyla çekilmiş, 3 saatlik, buna rağmen hiç mi hiç sıkmayan, koltuğa mıhlayıp kendini izleten, buradan da bir klasik olduğu, Alfred Hitchcock’un da bir dahi olduğu anlaşılan film.

47. Ladri di Biciclette (Bisiklet Hırsızları) – 1949 // 8.3

Ladri di Biciclette (Bisiklet Hırsızları)

İkinci dünya savaşı sonrası italyasını anlatan film. Binbir güçlükle aldığı bisikleti çalınan bir adamı ve ailesini (özellikle oğlunu) anlatır.

48. The Thin Red Line (İnce Kırmızı Hat) – 1998 // 7.6

 The Thin Red Line (İnce Kırmızı Hat)

Tek karakter üzerinde yoğunlaşmayan çok ana karakterli, baştan sona savaş karşıtı bir söylem içeren film.

49. Braveheart (Cesur Yürek) – 1995 // 8.3

Braveheart (Cesur Yürek)

Defalarca seyretmekten bıkmadığım (ama kesinlikle dublajsız izlemek istediğim), hayatımın filmi diyebileceğim muhteşem sinema eseri. Mel Gibson’ın yönetmenliğinin oyunculuğu kadar, hatta daha iyi olduğunun kanıtı.

50. 12 Angry Men (12 Öfkeli Adam) – 1957 // 9.0

12 Angry Men (12 Öfkeli Adam)

Ortada bir ceset, cesedin oğluna %100 katil gözü ile bakılan bir dava bir de bu davanın 12 jüri üyesi vardır, sonucun baştan belli olduğu alabildiğine lineer ve kısa bir duruşmadan sonra jüri karar vermek için odasına çekilir ardından olaylar gelişir

Bonus – Amadeus – 1984 // 8.3

Amadeus

Mozart’ın hayatıyla ilgili spekülasyonlardan birinin ele alındığı, her dakikasında mest olabileceğiniz unutulmaz filmlerden biri. Tiplerin rollerine cuk diye oturduğu, duygusal iniş çıkışlar yaratabilen on kez de seyredilebilen ender filmlerden.

Advertisements
Advertisements

İlginizi çekebilecek diğer içerikler