kategoriler

Aile Demeye Bin Şahit Lazım! Cani Eylemleriyle Adını Duyduğumuz 10 Korkunç Aile


Ülkemizde Palu Ailesi ve yaptıkları konuşulurken akıllara tarih boyunca insanlığın görmüş olduğu ürkütücü aileler geldi.

Haftalardır Türkiye’de bir ailenin yapmış olduğu iddia edilen korkunç suçlar konuşuluyor. İnsanlar günlerdir Palu Ailesi’ne isnat edilen taciz, tecavüz, gasp, cinayet, vb. suçları konuşuluyor. Yaşanan olaylar insanın kanını donduracak cinsten. Ancak Palu Ailesi dünyanın görmüş olduğu ilk korkunç aile değil, dünyanın farklı köşelerinde benzer olaylar yaşanmış. Biacaip olarak Palu Ailesi ile gündeme gelen korkunç aileleri sizler için derledik.

10. Kimes Ailesi

Kimes Ailesi

Sante Kimes 1934 yılında Oklahoma’da doğdu. Devlet bakım evlerinde büyüyen Sante buradan ayrıldıktan sonra hayat kadını oldu. Hayatının böyle gideceğini düşünürken Sante’nin hayatı milyoner Kenneth Kimes ile tanışıp evlenmesi ve bu evlilikten bir çocuk doğurmasıyla değişiyor. Ancak çocuk tam bir karabasanın içine doğuyor, annesinden sigorta dolandırıcılığının inceliklerini öğrenerek büyüyor. Sadece bununla da kalsa iyi, Sante; dolgun maaş ve kalacak yer vaatleriyle ev işleriyle ilgilenmesi için işe aldığı Meksikalı genç kızları evde tutsak etti, onları kölesi yaptı ve onlara işkence etmeye başladı. Sonunda kızlardan birinin kaçıp polise sığınması üzerine Sante yakalandı ve 5 yıl hapis yattı.

Serbest kalmasının ardından, Sante bir daha asla hapishaneye girmemeye yemin etti ve yasa dışı işlerini bilen insanları öldürmeye karar verdi. Sigorta dolandırıcılığını bilen en az üç kişiyi öldürdüğü biliniyor. Çocukları Kenny Jr.’ın üniversiteye gitmesinin ardından baba Kennt Sr. Öldü. Babadan kalan büyük miras sebebiyle Sante babasının ölümünü oğlundan gizledi ve oğlunu da kendi suç dünyasının içine çekti. 1998’de, Sante ve oğlu 83 yaşındaki Irene Silverman’a ait New York’taki lüks daireyi kiralamakla ilgileniyormuş gibi davrandı. Evi gezmek için gittiklerinde Irene’i öldürdüler ve kiracı gibi evde kalmaya başladılar. İrene’i soranlara “uzun bir yolculuğa çıktı” dediler. Nihayetinde Sante ve oğlu yakalandı ve cinayetten ve diğer suçlarından hüküm giydiler. Sante 120, oğlu Kenny 125 yıl hapse mahkum oldu.

9. Walker Ailesi

Walker Ailesi

Albert Walker, Ontario, Kanada’da yaşayan kendi finans şirketine sahip, 4 çocuk babası, çevresinde sevilen bir adamdı. 1990 yılında bir gün Walker ve kızı Sheena şirketlerindeki yatırımcılara ait milyonlarca doları yanlarına alarak İngiltere’ye uçtular. Burada yeni kimliklere ihtiyaçları vardı. Ronald Platt isimli gençliğini geçirdiği Kanada’ya geri dönmek isteyen bir gençle tanıştılar. Kanada’ya dönmesi için gerekli parayı verme karşılığında Albert, Ronald Platt’in doğum sertifikasını ve ehliyetini aldı. Daha sonraki altı yıl boyunca Albert ve kızı Bay ve Bayan Platt olarak yaşamlarını sürdürdüler. Sheena iki çocuk doğurdu, bu çocukların Albert’tan olduğuna inanılıyordu.

Günün birinde Ronald Platt’ın tekrar İngiltere’ye dönmek isteyebileceği düşüncesi onları korkutmaya başladı ve Albert bunun önüne geçmek için Ronald’ı öldürmekten başka çareleri olmadığını düşündü. Ronald’ı öldürüp cesedini denize attı ve ardından İngiltere’den kaçmak için plan yapmaya ve altın külçeleri satın almaya başladı. Ancak bilmediği bir şey vardı, Ronald’ın cesedi balıkçıların ağlarına takılmış ve kolundaki Rolex saatten kimliği tespit edilmişti. Polis, cesedini buldukları Ronald Platt’in nasıl olup da İngiltere’de külçe külçe altın alabildiğini merak etti ve arkası çorap söküğü gibi geldi. İkilinin yaşadığı devasa evde Sheena’yı külçe altınları çocuk bezlerine doldururken buldular. Sheena, anlaşma yaparak mahkemede “babasının kendisini hipnotize ederek kaçırdığı” şeklinde ifade verdi ve bu sayede serbest kalıp Ontario’daki ailesinin yanına döndü. Baba Albert ise yolsuzluk ve cinayet suçlamalarından hüküm giydi.

8. Shafia Ailesi

Shafia Ailesi

2009’da Muhammed Shafia, karısı Tuba ve oğlu Hamit ile birlikte ailesinin dört kadın üyesini “namus cinayeti” diyerek öldürdü. Kurbanlar, Montreal’de yaşayan zengin Afgan iş adamı Muhammed’in 3 genç kızı ve eski karısı Rona Amir’di.

Mohammad, Rona ile Afganistan’da anlaşmalı şekilde evlenmişti. Çift çocuk sahibi olamayacaklarını öğrenince, Rona, Muhammed’in Tuba ile evlenmesine razı oldu ve Tuba 7 çocuk doğurdu. Aile ardından Kanada’ya göç etti, en büyük kızları Zeynep ve Seher Batı kültüründen oldukça etkilendi. Erkeklerle ilişkilerinden, kılık kıyafetlerine kadar her konuda büyük tartışmalar oluyor ve her iki kız da babası ve erkek kardeşleri tarafından dövülüyordu. Sonunda Zeynep bütün bunlara dayanamadı ve kadın sığınma evine yerleşerek sevgilisiyle evlenme planları yapmaya başladı. Ailesi, sevgilisiyle evlenmesine izin vereceği vaadiyle Zeynep’i eve gelmeye ikna etti, oysa planları çok başkaydı. Ardından Seher’in de sevgilisinin olduğunu öğrenince aynı planları onun için de yapmaya başladılar. Rona ve 13 yaşındaki kızları Geeti’nin cinayetleri bir sır olarak saklayamayacağını düşündükleri için onların da öldürülmesi gerekiyordu.

Cinayetler bir aile gezisi sırasında işlendi. Detaylar hiçbir zaman kamuoyu ile paylaşılmadı, ancak dört kadının aileye ait araca kilitlendikten sonra aracın Rideau Kanalı’na sürüldüğü ve kadınların boğulduğu düşünülüyor. Muhammed, Tuba ve Hamit halen ömür boyu hapis cezalarını çekiyorlar.

7. Wesson Ailesi

Wesson Ailesi

Marcus Wesson, evlerinde yaşayan herkesin babası, dedesi veya amcasıydı; öz kızlarından ve yeğenlerinden yedi çocuğu olmuştu. Marcus ile birlikte yaşamak bir işkenceydi, çocukların sadece arkadaşlarıyla görüşmelerine izin vermemekle kalkmıyor, ceza olarak onları sık sık beyzbol sopasıyla dövüyordu. Kız çocukları dokuz yaşına geldiğinde Marcus onları taciz etmeye başlıyordu; Marcus yeğenlerinden üçüyle ve kendi öz kızlarından ikisiyle evlenmişti.

Beyinleri yıkanmış olan çocuklar aile dışından kimseye güvenmiyor ve onlardan korkuyorlardı. Yıllar boyunca çocuklara “eğer hükümet yetkilileri bu eve girerse bizi ayırır ve hepimizi tek tek öldürür” denmişti. Evde her ihtimale karşın 12 adet tabut hazır bekletiliyordu. Marcus için tabut yoktu elbette, çünkü o sağ kalıp olan biteni dünyaya açıklamakla yükümlüydü.

Marcus’un iki yeğeni Ruby ve Sofina, küçük çocuklarını arkalarında bırakarak evden kaçmayı başardılar. Marcus’un tacizlerinin arkasının kesilmeyeceğini bilen iki kadın çocuklarını alabilmek için ailenin yaşadığı evin önünden ayrılmamaya ve direnmeye karar verdiler. Polisler geldi, ancak Marcus hayatlarının garanti altında olduğuna dair bir anlaşma yapmadan evden çıkmayacaklarını söyledi.

Evden çıkmayı kabul eden Marcus, çocuklarına veda etmek için izin isteyip eve girdi ve üstü başı kan içinde dışarı çıktı. Polis derhal binaya girdi ve maalesef 9 çocuğun da öldürülmüş olduğunu gördü. Çocukların bedenleri üst üste yığılmıştı, en üstte Marcus’un kızı Sebhrenah vardı ve elinde cinayet silahı olan tabancayı tutuyordu.

Tüm cinayetleri Sebhrenah işlemiş, ardından da intihar etmiş gibi görünse de dokuz cinayetten de Marcus Wesson suçlu bulundu. Ayrıca onlarca cinsel istismar suçlamasıyla da yüzleşti. Ne gariptir ki kurtulan çocuklarından bazıları mahkeme sürecinde babalarının yanında yer almayı tercih etti.

6. Sexton Ailesi

Sexton Ailesi

Eddie Sexton şiddet uygulayan bir psikopattı, karısını ve 12 çocuğunu fiziksel ve cinsel olarak istismar ediyordu, hatta kendi öz kızlarıyla evlerinde düzenlediği törenle evlenmişti. Ailesine vahşi ve küçük düşürücü fiziki şiddet uyguluyor, kendisinin şeytan olduğunu iddia ediyordu. Bununla da yetinmeyen Sexton ailesi türlü türlü sigorta dolandırıcılığı işlerine başvurup para kazanmaya çalışıyordu, bunun için evlerini bile yakmışlardı. Nihayetinde Eddie kızlarını taciz ettiği şüphesiyle tutuklandı, ancak Eddie ve karısı en küçük çocuklarını yanlarına alarak yaşadıkları karavanla Ohio’dan kaçtılar. Burada onlara büyük kızları Pixie, onun kocası Joel Good ve küçük çocukları Skipper Lee de katıldı.

Aile Florida’da karavanda gizlenirken, Skipper hastalandı ve sürekli ağlamaya başladı. Annesi Pixie çocuğu susturamayınca Eddie, çocuğu susturmazsa ona zarar vereceğini söyledi. Paniğe kapılan Pixie çocuğun ağzını eliyle kapatıp susturmaya çalışırken Skipper’ı boğarak öldürdü.

Ertesi sabah bebeğin babası Joel çocuğu gömmek için ormana gitti. Çocuğunun ölmüş olmasından dolayı çok sinirli olan Joel Ohio’ya geri dönmek istedi. Bütün bunlar yaşanırken, Pixie’nin iki büyük kızının gerçek babasının da Eddie olduğunu öğrendi. Bunun üzerine Eddie, Pixie’ye ve oğluna Joel’i öldürmelerini söyledi. Ayrıca aile, Eddie’nin en büyük oğlunu ve kardeşi Otis’i de öldürmeye karar verdi. Neyse ki aile adaletten uzun süre kaçamadı, polis onları cinayet planları yaptıkları kamp yerinde yakaladı. Eddie ve William, Joel ve Skipper cinayetlerinden ve diğer taciz ve istismar suçlarından hüküm giydi.

5. Northcott Ailesi

Northcott Ailesi

1926 yılında, çiftlik sahibi Gordon Stewart Northcott, Saskatchewan’da yaşayan ailesini ziyarete gitti. Ziyaretin ardından Wineville’deki çiftliğine geri döndüğünde yanında 14 yaşındaki yeğeni Sanford Clark da vardı. Bu, zavallı Sanford için amcası tarafından uygulanacak akla hayale gelmedik fiziksel ve cinsel işkencelerle dolu bir dönemin başlangıcıydı. Gordon’un annesi Sarah Louise Northcott çocuğu korumak için hiçbir çaba göstermedi. Sanford’un kardeşi, Kanada’dan ziyarete geldiğinde tacizi görüp polise bildirdi ve Sanford’un velayetini aldı. Ancak ne kardeşinin ne de polisin Sanford’un uğradığı işkencenin ve istismarın büyüklüğü konusunda bir fikri yoktu.

Sanford polise, amcası tarafından işlenen ve annesi Sarah’ın da dahil olduğu onlarca çocuk cinayetini anlattı. Anne ve oğlu, Sanford’u da cinayetlere yardım etmesi için zorlamıştı. Bunun üzerine polis derhal çiftliğe gitti ancak Gordon ve annesi çoktan sırra kadem basmıştı. Çiftlikte yapılan aramalarda öldürülen çocuklara ait kemik parçaları ve kişisel eşyalar bulundu. Changeling filmine ilham veren Walter Collins de Northcotts’lar tarafından öldürüldüğünden şüphelenilen çocuklardan biriydi. Gordon Northcott daha sonra yakalandı ve idam edildi, annesi ise ömür boyu hapse mahkum edildi. Zavallı Sanford Kanada’ya ailesinin yanına döndü ve hayatına normal bir şekilde devam edebilmek için çabaladı.

Sponsorlu Bağlantı

4. Lefranc Ailesi

Lefranc Ailesi

1998’de, şans eseri Illies, Fransız polisi akıllara durgunluk veren bir tecavüz ve cinayet olayını ortaya çıkarma şansı buldu. 76 yaşındaki Paul Lefranc, ailesi tarafından bir tavşan kafesinde yaşamaya ve yemeğini köpekle paylaşmaya zorlanmıştı. Aile köpeği, Paul’a saldırması için özel olarak eğittiği için, yaşlı adam bulunduğunda her yeri ısırık içindeydi. Ailenin reisi olan “Şişko Lucie” ayrıca, iki büyük oğlunun düzenli olarak kızı Patricia’ya tecavüz etmesine de izin veriyordu. Patricia’ya konuşmaması için sürekli bir baskı ve şiddet uygulanıyordu. Patricia’nın ifadesine göre bu tecavüzlerin sonucu olarak en az altı doğum yapmıştı. Doğan çocuklar kardeşler tarafından öldürülüp bahçeye gömülmüştü. İki erkek kardeş cinayet ve tecavüz ile suçlandı, Şişko Lucie, Patricia ve ailenin en küçüğü Dominique çeşitli suçlardan ve suçu bildirmemekten dolayı hüküm giydiler. Baba Paul ise ise kendi güvenliği için bir bakım evine yerleştirildi.

3. Futoshi Matsunaga ve Junko Ogata

Futoshi Matsunaga ve Junko Ogata

1998’de, 21 yaşındaki bir kadın Fukuoka, Japponya’da bulunan bir apartman dairesinden kaçmayı başardı. Polise sığınan kadın, iki yıldır isteği dışında evde esir tutulduğunu ve kendisine elektrikle işkence edildiğini anlattı. Babası da dahil başka 7 kişinin öldüğünü söyledi.

Japon gazetelerinin detaylarını yazamadığı cinayetleri işleyenler Futoshi Matsunaga ve onun sahte karısı Junko Ogata idi. Kurbanların arasında Ogata’nın ailesinden altı kişi de vardı. Çoğu aç bırakılarak ölüme terk edilmişti, diğerleriyse sürekli verilen elektrik şoklarına ve acımasız dayaklara dayanamadıkları için ölmüşlerdi. En küçük kurban sadece 5 yaşındaydı, bir diğeri 10. Polis bu çocukların elektrik şoku yüzünden mi yoksa boğularak mı öldürüldüğünü tespit edemedi.

Yetkililere göre Matsunaga azılı bir suçluydu, kurbanlarını kendi dairelerinde hapsediyor, eşyalarını çalıp satıyor veya başkalarından borç para alıp kendisine vermeleri için zorluyordu. Matsunaga hiçbirini öldürmek istemediğini, altın yumurtlayan tavuk olarak tanımladığı kurbanlarını öldürmenin işine gelmeyeceğini belirtmiştir. Yine de tek tek, aç bırakarak, elektrik vererek veya öldüresiye döverek hepsini ortadan kaldırmış ve cesetlerini okyanusa atmıştır. Matsunaga sadece birkaç cinayeti bizzat işlemiş, diğerlerini tehdit ederek veya korkutarak Ogata’ya ve diğer tutsaklara işletmiştir. Matsunaga ve Ogata ölüme mahkum edilmiş, ancak daha sonra Ogata’nın cezası ömür boyu hapse çevrilmiştir.

2. Inessa Tarverideveya, Roman Podkopaev ve Kızları

Inessa Tarverideveya, Roman Podkopaev ve Kızları

Hemşirelik okulu öğretmeni olan Inessa Tarverideveya ve diş hekimi kocası Roman Podkopaev, Güney Rusya’da en az 30 insanın ölümüne sebep olan bir çeteye liderlik ettikleri için suçlu bulundular. Çiftin en büyük kızları Viktoria’nın ve lise çağındaki kızlarının da çetenin bir üyesi oldukları düşünülüyordu. Bu ailenin en vahşi cinayetlerinden biri 2009 yılında gerçekleşti, komiser Dmitry Chudakov’un ailesini tatilden dönerken dinlenmek için uydukları araçlarının içinde katlettiler. Inessa, baba Chudakov ile karısını silahla vururken, Padkopaev iki çocuklarını bıçaklayarak öldürdü.

Inessa ve ailesi son derece organizeydi, Podkopaev’in polisle bağlantısı olan kız kardeşinden ve onun kocasından gelen bilgilere göre hareket ediyorlar ve cinayetlerini polisin hareketlerine göre düzenliyorlardı. Bir başka kurbanları olan polis memuru Ivan Shakhovoi’yi işledikleri cinayeti gördüğü ve onları durdurmaya çalıştığı için vurarak öldürmüşlerdi.

Podkopaev polisle girdiği silahlı çatışmada öldürüldü ve Inessa tutuklandı. Ailenin evinde yapılan aramalarda tüfekler, el bombaları, tabancalar, susturucular ve büyük miktarda mühimmat ele geçirildi. Inessa ve Viktoria tüm suçlarını itiraf ettiler.

Sponsorlu Bağlantı

1. Knorr Ailesi

Knorr Ailesi

Theresa Cross, 12 Mart 1946’da California’da doğmuş ve 16 yaşındayken Clifford Sanders ile evlenmişti. Evlilikleri güç bela olmuş, ancak ilk çocukları doğduktan sonra evlenebilmişlerdi. Daha sonra aile içinde yaşanan bir tartışmada Clifford, Theresa’yı onu aldatmakla suçlamış, bunun üzerine Theresa kocasını vurarak öldürmüştü. Polis olay yerine geldiğinde Theresa olayın meşru müdafaa olduğunda ısrarcı olmuş, hamile olduğu için kocasının doğmamış çocuğuna zarar vermesinden korktuğu için onu öldürdüğünü söylemiştir. Jüri onu suçsuz bulduğunda, sonrasında olabilecekleri tahmin etmeleri imkansızdı.

Theresa, Shelia isminde bir kız çocuğu dünyaya getirdikten sonra Vietnam gazisi Robert Knorr ile evlendi. Sacremento’ya yerleşen çift burada William ve Robert isimli ikisi erkek, Suesan isimli bir kız olmak üzere üç çocuk sahibi daha oldu. Kocasını sürekli kendisini aldatmakla suçlayan Theresa bu arada çocuklarına da düzenli olarak şiddet uyguluyordu: Onları dövüyor, tuvalete kilitliyor ve hasta olana kadar yemek yemeye zorluyordu. Çift boşandığında Theresa en küçük çocuğu Theresa’ya hamileydi. Robert çocuklarını görmek için uğraşsa da Theresa buna hiç izin vermedi, sonunda Robert bu çabasından vazgeçti.

Daha sonra Theresa, Chet Harris ile evlendi, hemen ardından kendisinden çok kızı Suesan ile vakit geçirdiği için ondan boşandı. Bu boşanmanın ardından Theresa alkolik oldu ve çocuklarına davranışları iyice kötüleşti. Çocuklarına bıçak fırlatıyor, kafalarına silah dayıyor ve onları birbirleriyle kavga etmeye zorluyordu.

1982’ye gelindiğinde Theresa gerçeklerle bağlarını iyice kopardı, Suesan’ı kendisine büyü yapıp kilo aldırmakla suçladı ve kızı her gece yatağa zincirlemeye başladı. Bu durum Theresa kızı göğsünden vurana kadar böyle devam etti. Ambulans çağırmayı reddetti ve Suesan ile birlikte tüm çocuklarını banyo küvetine soktu, Suesan’ın yarasına gazlı bez yapıştırdı. Suesan daha sonra kendine gelse de kurşun hala içindeydi.

Şiddet artarak devam etti, Theresa, Suesan’ın sırtından makasla yaraladı. Suesan gitmesine izin vermesi için yalvardı, Theresa bir şartla izin vereceğini söyledi; göğsündeki kurşunu sırtından çıkarmasına izin verirse. Daha sonra kızını bir sürü ilaç verip içki içirerek bayıltan Theresa 15 yaşındaki oğlundan Suesan’ın sırtını keserek kurşunu çıkarmasını istedi. Bu operasyon da Suesan’ı öldürmedi ancak durumu iyice kötüye gidiyordu, annesi ölmekte olduğunu fark etti. Oğluna Suesan’ın kollarını ve bacaklarını bağlamasını söyledi, arabaya bindirdi ve şehirdeki terk edilmiş bir tepeye götürdü. Burada Suesan’ı ateşe verdi ve geri döndü.

Suesan yolundan çekilince Theresa diğer kızı Sheila’ya yöneldi, fahişelik yapması için onu zorlamaya başladı. Kızı Sheila’dan cinsel yolla bulaşan hastalık kaptığını düşünen Theresa, bunu itiraf etmesi için kızı küçük bir dolaba kilitledi ve hiç yemek veya su vermedi. Altı günün sonunda dolabı açtığında kızının ölmüş olduğunu gördü. Sheila’yı bir karton kutunun içine koyup yol kenarına attı.

Artık olay yerini terk etmenin vakti gelmişti. Eşyalarını topladı, çocuklara evi ateşe vermelerini söyledi. Ne tuhaftır ki 1992 yılına kadar kanundan kaçmayı başardı Theresa. 1992’de sağ kalan tek kızı “Kayıp Aranıyor” programını izleyince çocukken yaşadıklarını polise anlatmaya karar verdi ve polis Theresa’yı Salt Lake City’de yakaladı. Theresa 2011 yılında hapishanede öldü.

Korkutucu hikayeler…


Bu içeriği arkadaşlarınla paylaşmak ister misin?

Yorumlar

yorumlar

Choose A Format
Personality quiz
Series of questions that intends to reveal something about the personality
Trivia quiz
Series of questions with right and wrong answers that intends to check knowledge
Poll
Voting to make decisions or determine opinions
Story
Formatted Text with Embeds and Visuals
List
The Classic Internet Listicles
Countdown
The Classic Internet Countdowns
Open List
Submit your own item and vote up for the best submission
Video
Youtube, Vimeo or Vine Embeds

Send this to a friend