Struma: Umuda Yolculuk Eden 769 İnsanın Şile Açıklarında Son Bulan Hazin Hikayesi

İkinci Dünya Savaşı yıllarında Romanya’dan bir gemiyle yola çıkan 769 Yahudi İstanbul açıklarında Struma isimli gemide 72 gün boyunca mahsur kaldı.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanya’sı Avrupa’nın her kesimindeki Yahudileri hedef almış ve Avrupa’daki her Yahudi kendisini tehdit altında hissetmiştir. Aynı tehdit Romanya’daki Yahudiler için de geçerliydi ve o zamanlar İsrail’e dönüşmek üzere olan Filistin topraklarına doğru yolculuğa başlamak istediler. Bu yolculuğu başlatacak olan geminin ismi Struma idi. Struma gemisi Panama bandıralıydı ve daha önce hiç insan taşımak üzere kullanılmamıştı. Bu nedenle insan taşımacılığına uygun olmayan koşullar barındırıyordu. Örneğin geminin sadece bir adet tuvaleti vardı. Gemiyi işletenler yolcu başına yüklü para aldıklarından olabildiğince yolcuyu istiflemişlerdi. Gemideki olanaksız yerleri kamaralara dönüştürmüşlerdi ve 769 adet yolcuyu gemiye doldurmuşlardı.

Olayın başkahramanı, adını Bulgaristan’daki bir nehirden alan Panama bandıralı Bulgar gemisi Struma’ydı.

1867’de İngiltere’nin Newcastle tersanelerinde zengin bir İngiliz için inşa edilmiş, 46 metrelik, 100 yolcu kapasiteli bu ahşap gemi, daha sonra Balkan Savaşları’nda kullanılmış, ardından hayvan nakliyesine tahsis edilmişti. O yıllarda Pandelis adlı bir Yunan vatandaşının “Campania Mediteranea de Vapores Limitada” adlı acentesine bağlıydı. İşletmecisi ise Yahudi asıllı Doktor Baruh Konfino’ydu.

30 Haziran 1941’de Romanya’nın Yaş (Laşi) şehrinde 14 bine yakın Yahudi’nin Nazilerce katledilmesinden sonra, Romanya Yahudileri için Filistin’e gitmekten başka yol kalmamıştı. Geminin basında çıkan ilanlarında Queen Mary Transatlantiği’nden alınma fotoğraflar kullanıldığı için, 781 yolcu (bugünün parasıyla) yaklaşık bin dolarlık ücreti ödemekte tereddüt etmemişti. Yunan acente, aldatıldıklarını anlayan Yahudileri sakinleştirmek için, kendilerini götürecek geminin karasuları dışında beklediğini söylemişti. İnanmaktan başka çare yoktu.

Sponsorlu Bağlantı
Sponsorlu Bağlantı

Yolculuk son derece zor koşullarda başladı.

Gemide bir adet tuvalet ve dört lavabo vardı. Su, kovalarla denizden çekiliyor, yüzler güvertede yıkanıyordu. Banyo etmek elbette söz konusu değildi. Çay üç günde bir dağıtılıyordu. Gıda olarak herkese bir portakal, biraz fıstık ve şeker dağıtılmıştı. Isınmak için de portakal sandıkları kullanılıyordu.

Struma’nın motoru Köstence’den ayrılır ayrılmaz sorun çıkarmaya başlamıştı.

İstanbul Boğazı açıklarına gelindiğinde dizel motor çatladı. SOS çağrısını alan Türk kurtarma gemisi eşliğinde Struma 15 Aralık 1941’de Sarayburnu civarına çekildi. (Daha sonraki yıllarda çıkan yazılarda geminin Kız Kulesi önlerine veya Haliç’e çekildiğine dair ifadeler de var.) Gemide 769 yolcu vardı. Bunlardan 300 kadarı çocuk, 200 kadarı kadındı. Gemide yeterli miktarda can kurtarma sandalı ve yeleği yoktu. Yangın söndürme cihazı ve telsiz çalışmıyordu. Aydınlatma motoru ve ana motoru ciddi biçimde arızalıydı. Benzin ve yağ yoktu.

Gemiye Türk resmi görevlileri dışında kimsenin çıkmasına izin verilmiyordu.

Bu kapsamda gönderilen teknik ekip, geminin motorunu tamire çalışıyordu. Gemiden ayrılmaya da izin yoktu. Gemiden atlayarak kaçan bir genç yakalanıp geri getirilmişti. Çünkü Türk makamları yolcuların gerçek niyetinin Filistin’e gitmek değil, İstanbul’a ayak basmak olduğuna inanıyordu. Britanya ise Filistin’e koyduğu kotaları aşmamak için, Yahudi göçünün yaratacağı sorunları bahane ederek, Türkiye’nin gemiyi geri yollaması için baskı yapıyordu. İngilizler ayrıca gemide Nazi ajanları olabileceğini düşünüyorlardı.

Şanslı yolcular…

Ancak yine de gemiden kurtulmayı başaranlar oldu. Standart Oil Company of New York (kısaca Socony, şimdiki adıyla Mobil) petrol şirketinin Romanya Müdürü Martin Segall, eşi ve iki çocuğu, şirketin Türkiye temsilcisi Vehbi Koç’un Dahiliye Vekili Faik Öztrak’a yaptığı özel rica sayesinde, gemi Karadeniz’e kovalanmadan çıkarıldılar, ardından Adana yoluyla ülkelerine gönderildiler. İddialara göre Koç, bu yardım sayesinde Amerikalıların ve İngilizlerin Almanlarla ticaret yapanları kaydettiği ‘kara liste’den çıkarılmıştı. Ayrıca Medea Salamovici adlı hamile kadın, kanama geçirdiği için gemiden çıkarılarak Balat’taki Or Hayim Hastanesi’ne kaldırılmıştı.

Sponsorlu Bağlantı
Sponsorlu Bağlantı

Bu arada ne ulusal basın ne de uluslararası basın gemidekilerin kaderiyle ilgiliydi.

David Stoliar ve Simon Brod

Olay gazetelerde birkaç küçük haberden fazlasına konu olmamıştı. 62 gün süren yazışmalardan sonra katı kalpler biraz yumuşadı ve İstanbul’daki Yahudi cemaatinin ısrarları üzerine, yaklaşık on gün sonra, Yahudi cemaati liderlerinden Simon Brod ve Rıfat Karako’un gemiye çıkmasına izin verildi. 1890’lı yıllarda Rusya’dan Osmanlı ülkesine göçen bir ailenin manifaturacı oğlu olan Simon Brod, cesareti, resmi makamlarla olan iyi ilişkileri ve iş bitiriciliği ile 1933’ten itibaren binlerce Yahudi mülteciyi kurtarmış gerçek bir kahramandı.

Brod, tüm zamanını, enerjisini ve servetini bu uğurda harcamıştı.  Brod ve arkadaşlarının girişimiyle Yahudi Komitesi’nin İstanbul Hahambaşılığı’na gönderdiği 10 bin dolar ile yolculara ilk kez sıcak yemek dağıtıldı. O günden sonra geminin günlük iaşesi, parası Yahudi cemaatinden alınmak kaydıyla, Kızılay Cemiyeti’nin İstanbul Şubesi tarafından temin edilmeye başlandı.

Bu arada Britanya makamları yaşı 11 ile 16 arasında olan 28 çocuğa seyahat belgesi verebileceklerini açıkladı.

Struma

Ama Türk tarafı çocukların gemiden indirilmesini reddetti. Belki de böyle yaparak Britanya’yı zorlamayı düşünüyorlardı ama daha büyük ihtimalle neden, olaya iyi niyetle yaklaşan Emniyet Müdürü Ahmet Demir’in, o günlerde eşinin vefatı yüzünden izinli olması ve yerine bakan vekilin işi yokuşa sürmesiydi.

Gemi Karadeniz’e çıkarılıyor…

Hitler’in Yahudilerin imhasına ilişkin ‘Nihai Çözüm’ü açıklamasının üzerinden bir ay geçmişti ki, Britanya’nın da baskısıyla gemiye Karadeniz’e çıkma emri verildi. Kararı duyan çaresiz yolcular, geminin iki yanına üzerinde büyük harflerle “Immigrants Juifs” (Yahudi mülteciler) yazılı bezler asmışlar, tepeye de “Sauvez-nous!” (Bizleri kurtarınız) yazılı beyaz bayrak çekmişlerdi. Bunun üzerine 200 kadar polis gemiye çıkıp yolcuları tekme tokat güverte altına soktular. Daha sonra geminin çıpası kesildi, dev bir kılavuz gemisine bağlanarak Karadeniz’e çekildi. Gemi uzaklaşırken, beyaz çarşafın üzerinde şu satırlar okunuyordu: “Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!… Kurtarın bizi!…”

Ancak Struma, Şile sahillerine 23 mil uzakta, motorsuz, yakıtsız, yiyeceksiz, susuz, ilaçsız kaderine terk edildi.

Struma, İstanbul’a sığınmasından tam 72 gün sonra, 24 Şubat 1942 tarihinde, saat 02.00’da, büyük bir patlamanın ardından battı. 103’ü çocuk olmak üzere 768 kişi öldü. Sadece David Stoliar adlı 20 yaşında bir yolcu ve Ivanof Diko isimli ikinci kaptan sağ kurtuldu. Stoliar ve Diko sabaha kadar bir tahta kirişe tutunarak hayatta kalmaya çalıştı. İkili aynı zamanda donmak üzereydi. Daha sonra tüm umutları tükenen Diko kendini akıntıya bıraktı ve yaşamına son verdi. Stoliar ise çaresizlikten bileklerini kesmek istedi ancak donmak üzere olan elleri çakıyı açamadı. Ölmek üzereyken 12 kürekli Türk Kurtarma Kayığı tarafından bulundu ve karaya çıkarıldı.

Sponsorlu Bağlantı
Sponsorlu Bağlantı

Sağ kurtulan şanslı kişi 19 yaşındaki David Stoliar emniyetteki ifadesinde şunları anlatmıştı:

“Patlamadan birkaç saniye sonra suya çarptım ve yine birkaç saniye sonra su yüzüne çıktım. Havadan tahta parçaları yağıyordu. Gemiyi göremedim, tümüyle yok olmuştu. Su, buz gibi soğuktu ve kadın erkek insanlarla doluydu. Bunlar geminin parçalanan ahşap bölümlerinden dışarıya fırlamışlardı. Anında boğulmuşlardı, ötekilerin pek çoğu da öldüler. (…) Beni fenere götürdüler, yemek yedirdiler ve ertesi sabaha kadar istirahat etmem için yatak verdiler. Fenere bir polis geldi ve beni alıp bir otobüs istasyonuna götürdü. Beni Üsküdar’a götürecek otobüse bindirdi. Üsküdar’da bir ambulans bekliyordu ve beni bir askerî hastaneye götürdü. Tek yataklı bir odaya konuldum. Kapıda her saatte bir polis nöbet bekliyordu ve hekim ile hastabakıcı dışında hiç kimsenin odaya girmesine izin verilmiyordu. (…) El ve ayaklarım donmuş halde hastanede geçirdiğim birkaç günden sonra (…) Emniyet Müdürlüğü’ne gittik.

(…) Polis beni orada iki üç hafta tuttu. Zincire vurulmamıştım, ancak her akşam bir hücreye konuyor ve sabah çıkarılıp ortak alanda durmama izin veriliyordu. Birçok kere altta bulunan sorgulama odasına alınmıştım ve tekrar tekrar nereden geldiğimi ve gemiye ne olduğunu sordular. Neden hapiste tutulduğumu sorduğumda bir Türk vizesine sahip olmayıp, Türkiye’de yasa dışı bulunduğumdan ötürü olduğunu söylediler. Her gün yakında bulunan bir lokantadan bana yemek gönderiliyordu. Bunun İstanbul Yahudi cemaati tarafından organize edildiğini varsayıyorum. Birkaç gün sonra Yahudi cemaatinin gönderdiği bazı elbiseleri de aldım. Nihayet bir öğleden sonra Bay Simon Brod’un beklediği zemin kata indim. Bay Brod bana Struma’nın enkazından sağ kurtulmamın bir mucize olduğunu, ancak bu trajedinin tek tanığı olarak Türk resmi makamlarından sağ kurtulmuş olmamın daha büyük mucize olduğunu söyledi…”

1970’li yıllarda yapılan Araştırmalar sonucunda geminin, onu Alman yolcu gemisi sanan bir Sovyet denizaltısından (SC-213) atılan torpido ile havaya uçurulduğu belirlendi.

Büyük Britanya‘nın Sömürgeler Bakanı Lord Moyne ise 1944 yılında Struma faciasındaki sorumluluğu nedeniyle bir suikast sonucu öldürülmüştür. Bu yolculuğu düzenleyenler 1942 yılında ölüme sebebiyet vermekten Romanya’da yargılanmışlar fakat geminin batma sebebinin bir denizaltı olması nedeniyle beraat etmişlerdir.

Şile kıyılarına vuran cesetleri toplayan ve kurtulan tek kişi David Stoliar’la ilgilenen balıkçı İsmail Aslan facianın yaşandığı günleri şöyle anlatıyor.

69 yıl önceki trajedinin son tanığı İsmail Aslan, “Geminin battığını cesetler çıkana kadar bilmiyorduk. Sabah saatlerinde Feneraltı mevkiine bir tahta salın üzerinde 5 ceset geldi. Ne olduğunu anlayamadık ve kıyıya yakın bir mezarlığa gömdük. Ayazma Plajı’na gelen çok sayıda cesette yakındaki kumsala gömüldü. (…) Kürekçilerin 1 kişiyi kurtardığını öğrenip aşağı indiğimizde, benim yaşlarda bir adamın battaniyelere sarılı sobanın başında oturduğunu gördüm. Dilimizi bilmediği için konuşamadık ama gözlerindeki mutluluğu gördüm. Hepimize gülerek bakıyor ve ısınmaya çalışıyordu. Çay verdik ve O’na yakın davrandık. O’na kendimi Siyam İsmail olarak tanıttım. Jandarma ertesi gün gelerek genç adamı Üsküdar’a götürdü” dedi.

Sponsorlu Bağlantı
Sponsorlu Bağlantı

Şile’ye 59 yıl sonra ziyaret.

Stoliar’ın 2001’de kendisini ziyarete geldiğini söyleyen balıkçı İsmail Aslan, “10 yıl önce barakama bir kadın ile yaşlı bir adam geldi. Kadın Türkçe biliyordu. Adam bana Struma’dan kurtulan David Stoliar olduğunu söyleyince çok şaşırdım. Bana sarıldı ve ellerimi tuttu. 1 saat barakamda kaldılar. (…) ” diye konuştu.

Kaynaklar: 1, 2, 3, 4

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

hikayemanşetTarih