Aşkı En Güzel Anlatan Yazarlardan Dünya Edebiyatının En Çok Okunan 20 Aşk Romanı

Sezgin Eroglu 24 Eylül 2019

Aşk anlatılması en zor duyguların başında gelse de dünya edebiyatında bunu çok iyi yapan yazarlar var, işte o yazarların elinden çıkma en çok okunan 20 aşk romanı.

Aşk romanı demek bu kitapları biraz hafife almak oluyor aslında, çünkü bunlar dünyanın en karmaşık duygularından biri olan aşkı gözle görülür hale getiriyor. Ne olduğunu kestirmekte bile zorlandığımız aşk duygusu bu yazarların elinde tarifi mümkün duygulara dönüşüveriyor. Karakterleri, yan hikayeleri, mekanları, vs. ile tutku ile bağlanacağınız bir eser çıkıyor ortaya. İşte Tolstoy’dan Jane Austen’e, Dostoyevski’den Balzac’a kadar dünya edebiyatında aşkı en güzel anlatan yazarlar ve kitapları.

1. Anna Karenina – Lev Nikolayeviç Tolstoy

Anna Karenina

Anna Karenina, Moskova’da yaşayan oldukça güzel ve görenleri kıskandıracak kadar zarif bir Rus hanımefendisidir. Bir devlet dairesinde yüksek bir makamda bulunan Alexis Alexandrovitch ile evlidir ve bir de oğlu vardır. Anna kocasını sevmemekle birlikte, onun tüm duygulardan yoksun bir robot olduğunu düşünmektedir. Bu nedenle aralarında yalnızca saygıya dayalı, tutkusuz bir ilişki vardır.

Anna Karenina, Petersburg da yaşayan ağabeyi Stephane Arcadievitch’in yanına gitmek üzere yola çıkar. Çünkü ağabeyinin karısı Dolly’i aldattığı ortaya çıkmıştır ve Dolly kocasını terk etmek üzeredir. Anna da bu çifti barıştırmak üzere Petersburg’a gitmektedir. Ve bunu yapar da. Stephane Arcadievitch ile Dolly’nin arası yine eskisi gibi olmuştur.

Anna, Petersburg’da bir davet sırasında Kont Wronsky adında genç ve yakışıklı bir beyefendi ile tanışmıştır. Wronsky davette bulunan diğer herkes gibi Anna’dan çok etkilenmiş, Anna da Wronsky’i oldukça beğenmiştir. Fakat Wronsky’nin Stephane Arcadievitch’in baldızı Kitty’e talip olduğu söylenmektedir. Aynı zamanda Stephane Arcadievitch’in yakın arkadaşlarından biri olan Levine de Kitty’e talip olmuştur ama Kitty, annesi Prenses Cherbatzky’nin etkisinde kalarak Levine’in evlenme teklifini reddetmiştir. Prenses kızı Kitty’nin zengin olsa da bir köyde yaşayan Levine ile değil, asker olan ve geleceği parlak gibi görünen Wronsky ile evlenmesini istemektedir. Kitty de annesinin etkisinde kalmıştır.

Anna ile Kont Wronsky arasında ise gittikçe kuvvetlenen bir bağ oluşmaktadır. Bütün davetlere katılmakta, çevrelerindeki insanların bakışlarına aldırmaksızın beraber çok fazla vakit geçirmektedirler. Tüm sosyete onları konuşmaktadır fakat ikisinin de mutluluktan adeta gözleri kör olmuştur. Fakat Anna bir süre sonra bu durumdan rahatsız olmaya başlamıştır. Bu ilişkiyi başlamadan bitirmeye karar verir ve eve dönmek üzere yola çıkar. Fakat Wronsky ayrılmak istememektedir, Anna’nın büyüsüne kapılmıştır bir kere. Anna’nın bindiği trene o da biner ve aşkının peşinden gider. Gelecekte olabileceklerden, aşkı yüzünden başına gelebileceklerden habersizdir.

2. Kırmızı ve Siyah – Stendhal

Kırmızı ve Siyah

Adını ordunun kırmızı giysileri ile ruhban sınıfının siyah cübbelerinden alır “Kırmızı ve Siyah”. Hikaye Kral X. Charles’in tahtta oturduğu 1820’lerde geçer. Verrieres köyünden Julien Sorel isimli akıllı ve yükselme tutkuları ile dolu bir gencin hayatı üzerinden dönemin Fransa’sının bütün kesimlerine yönelik ağır bir eleştiri yöneltir Stendhal.

Julien Sorel, belediye başkanının evine çocukların eğitimini üstlenmek için girdiğinde, kendisinden on yaş büyük ve aşkı hiç tatmamış bir kadın olan başkanın eşi Madam Renal’in ilgisini çeker. Başlangıçta Sorel için kendini kanıtlamak, zengin kesimden öç almak anlamına gelir bu ilişki. Aslında sever kadını, ancak basit bir uşak olmadığını göstermek, başarısını sergilemek daha önemlidir, yaşadıklarını bu nedenle çevresinden gizlemeye çalışmaz. Elbette bu küçük köy yerinde çabuk yayılır dedikodu ve Julien Sorel evden ayrılmak zorunda kalır. Gittiği yer dini konular üzerine düzenlenen bir seminerdir. Ancak hayatın ne olduğunu, siyaset ve entrikayı, yalan ve iftirayı, akla duyulan nefreti bu rahip ve papazlar arasında tanır Julien ve oradan ayrılır.

Kitabın ikinci bölümünde, Paris’te zengin ve soylu bir adamın sekreteri olarak buluruz onu. Her zamanki gibi gururu, yükselme tutkusu ve zekasıyla, kısa bir süre sonra Paris’e uyum sağlayan Julien Sorel, patronunun güzel kızı -aşkı fazlasıyla idealize eden- Mathide’in de kalbini çeler. Yine aynı yerden bakmaktadır bu ilişkiye Sorel; sosyal, sınıfsal bir zafer kazanmıştır sanki. Mathilde hamile kalınca gençler -babayı güçlükle ikna edip- evlenme hazırlıklarına başlarlar. Ancak Julien’ı çekemeyenler, madam Renal’in ağzından onun ne kadar çıkarcı, paragöz birisi olduğuna dair bir mektup gönderirler Mathilde’in babasına. Çok öfkelenen Markiz nişanı bozar. Julien, böyle bir aşağılanmaya neden olduğu için Madam Renal’i vurur. Kadın ölmemiştir, ama Julien’a kin güdenlerin yönlendirmesi ile mahkemeden idam kararı çıkar. Julien Sorel’in giyotinde kesilen başını huşu içerisinde gömecektir Mathilde…

3. Vadideki Zambak – Honore de Balzac

Vadideki Zambak

Eser Paris’in en güçlü kadınlarından biri olan, Kocasından umduğu mutluluğu bulamayan, ama kocasına ihanet etmeyi de kendine yediremeyen Madam Henriette ile asil bir ailenin mutsuz bir çocuğu olan Genç Felix’in aşk ve saygı ile karmakarışık ilişkilerinden kaynaklan iletişimleri sayesinde   insanları toplumu ve erdemleri sorgulayan düşüncelerini yansıtan bir eserdir.

Madam Henriette,  genç Felix’ ile tanışmış, onu  Paris’teki  aristokratlarla tanıştırmıştır. Felix’in hamisi olan Madam Henriette ile Felix’i birbirine çeken çok güçlü duygular vardır. Erdem, fazilet ve ahlaki olarak üstün vasıflara sahip olan Madam Henriette, kocasıyla çok mutsuzdur buna rağmen genç Felix ile olan aşklarını aralarındaki yaş farkı ve kendisinin evli bir kadın olması sebebi ile mantıken onaylamamaktadır. Madam Henriette zengin bir adamla evlidir ve mutsuzdur. Genç Felix’in sevgilisi olmaktan ziyade onun akıl hocası, yönlendiricisi, hayat dersi veren bilge bir yönlendiricisi haline gelir.

Madam Henriette, asil, iffetli ve onuruna düşkün bir kadın olmasına rağmen Felix ile aralarında yaşanan duygusal bağın oluşmasına mani olamamış, mutsuz evliliğini sonlandırdıktan sonra Felix ile beraber olamayı umarken Felix’in ihanetine maruz kalınca bu ihaneti kaldırmayarak manen ve bedenen ölümcül bir yara almıştır. 

Evli iken iffet ve sadakat duyguları ile Felix’e teslim olmayan Henriette, bilgi, görgü ve hayat tecrübesi ile Felix’e yön verir.  Felix’e başarılı olmanın sırlarını vererek, Felix’in işinde yükselmesini sağlayacak çevrelerle Felix’i tanıştırır.  Mevki ve karakter olarak Felix’in yüksek düzeyde bir insan olabilmesinin yollarını gösterir.  Felix’e insan ilişkilerinin özünü öğreterek ” İnsanların menzil beygiri olacağına, insanları menzil beygiri gibi kullanmanın ” yollarını öğretmiştir.

Fakat Felix, ona ihanet ederek Madam Henriette’den öğrendikleri ile ilk önce Madam Henriette’yi – isteyerek ya da istemeyerek-  vurmuş olur.

4. Muhteşem Gatsby – Scott Fitzgerald

Muhteşem Gatsby

Genç ve yakışıklı zengin Jay Gatsby, zengin muhiti Long Island’daki villasında çılgın partiler verir ve gösterişli bir hayat sürer. Servetinin kaynağı komşuları arasında dedikodu konusu olan Gatsby, pahalı zevkleri için para harcamaktan kaçınmaz ve adeta sefahat içinde yüzer. Ancak bu ışıltılı hayatın ardında, yalnız ve hayal kırıklığına uğramış bir adam saklıdır: Gatsby’nin hayattaki tek arzusu, geçmişi geri getirmek ve savaş öncesinde beraber olduğu sevgilisi Daisy Buchanan ile bir araya gelmektir. Oysa Daisy savaş sırasında evlenmiştir ve şimdi kızı ve kocasıyla birlikte, Long Island’ın karşı yakasında yaşamaktadır…

Birinci Dünya Savaşı sonrasında hızla zenginleşen ABD toplumunda yaşanan dönüşümü ele alan Muhteşem Gatsby, zenginlik, aşırılık, gösteriş ve beraberinde gelen değerler çöküşünün toplumsal güncesi gibidir. Fitzgerald’ın başyapıtı kabul edilen ve birçok defa tiyatroya ve sinemaya uyarlanan roman, 20. yüzyıl Amerikan edebiyatının da en parlak örnekleri arasında sayılır.

Sponsorlu Bağlantı
Sponsorlu Bağlantı

5. Beyaz Geceler – Fyodor Mihailoviç Dostoyevski

Beyaz Geceler

Öykünün Hayalperest anlatıcısı, Petersburg’un “beyaz geceler“inde sokaklarda dolaşırken, Nastenka adında bir genç kızla tanışır. Nastenka da Hayalperest kadar yalnızdır. İkinci buluşmalarında aralarında bir dostluk doğar; Nastenka, Hayalperestimize, kendi yaşam öyküsünü anlatır: Âşık olduğu bir genç adam bir yıl sonra ona geri döneceğini söyleyerek Moskova’ya gitmiş, ama aradan bir yıl geçmesine karşın tek bir mektup bile yazmamıştır. Bu arada, Hayalperestimiz de Nastenka’ya vurulduğunu fark eder, ama duygularını gizler.

Yalnızca 19. yüzyıl Rus edebiyatının değil, dünya edebiyatının en büyük yazarlarından Dostoyevski‘nin 27 yaşında yazdığı Beyaz Geceler, sevecen, okuru sarıp sarmalayan, ama hüzünlü bir uzun öyküdür. Bir yanıyla romantik bir aşk üçgeninin, bir yanıyla da bir kişilik parçalanmasının öyküsüdür.

6. Madame Bovary – Gustave Flaubert

Madame Bovary

Roman iyi kalpli ama sıradan bir doktor olan “Charles Bovary’nin yüksek idealleri ve aşırı bir lüks tutkusu olan romantik karısı Emma Bovary’nin, yaşamının tekdüzeliğinden sıyrılmak için girdiği durumları ve yaşadığı çeşitli gayrimeşru aşk ilişkilerini konu alır. Charles, Emma’nın imrendiği aşkı yaşatabilecek bir koca ve sevgili olmaktan uzak bir kişidir.  Emma, hayatındaki tüm sıradanlıkların müsebbibi olarak kocası Charles’i görmektedir. Ama lüks bir hayat şatafatlı bir ömür, ideal bir aşkın peşindedir. “  Roman Madam Bovary’nin inişli çıkışlı, çelişkili aşklarını ve hayatını konu almaktadır.  Emma, hırs, tutku, saflık, aptallık, gurur, cesaret, zayıflık ve benzeri duyguları hep birden yaşayan romantik, tutkulu, gerçek aşkı arayan şatafatlı ve lüks bir hayat yaşamak isteyen bir kadındır. 

Hayatını tekdüzelikten kurtarmak isteyen ve ideal aşkı arayan Emma kocasını aldatmaya başlar. Çünkü eşi Charles’ın bile istediği şekilde yaşama ve değiştirme hakkı varken Emma’nın bunu yapmak hakkı yoktur.  Erkeklerin bu özelliğine gıpta eden Emma, sevgilileriyle istediği hayata ulaşmaya çalışmaktadır.

7. Kolera Günlerinde Aşk – Gabriel García Márquez

Kolera Günlerinde Aşk

Florentino Ariza, Lorenzo Daza’nın evine bit telgraf götürmüştür. İyi bir haber götürmüş olduğu için para almıştır. Dönüşte görmüş olduğu manzara onu biraz şaşırtmıştır, annesine kitap okumayı öğreten bir kız görmektedir karşısında ve kızı gördüğü anda aşık olmuştur. Kısa bir sürede kızın evini görebilen bir bahçede saat iki sularında kitap okuyormuş gibi yaparken bulmuştur. Tek hedefi kızı biraz olsun görebilmektir. Fermina Daza’da bu durumu fark etmiş ve aynı saatlerde bahçeye çıkmaya başlamıştır. Florentino Ariza bir gün tüm cesaretini toplayarak onunla evlenmek istediğini dile getirir ve Fermina bir mektupla cevap verene kadar oraya bir daha gememesini söylemiştir.

Uzun süren bir bekleyiş ardından cevap gelmedi. Ariza, cevabı almak için bahçelerine tekrar gitti. Fermina cevabını vereceğini belirtmiştir. Babasının bu gizli ilişkiyi öğrendiğini ve onu uzaklara götüreceğini söylemiştir. Fermina gitmeden önce, saç örgüsünü de keserek Ariza’ya adresini göndermiştir ve gittikten sonra da aşkları daha çok pekişmiştir. Bir gün Fermina geri döneceğini belirtir ve çift heyecanla o günü bekler. Döndüğünde Florentino’yu gördüğünce büyük bir hayal kırıklığı yaşdı. Karşısında görmekte olduğu silik bir kişiydi ve onunla evlenemeyeceğini söyledi. İlişkileri son bulmuş oldu fakat Florentino için sonsuz bir bekleyiş başladı.

Fermina, Doktor Juvenal Urbino ile kolera’ya yakalandığı zamanlarda karşılaşmıştır ve Juvenal ondan çok etkilenmiştir. Büyük çabalar sonucunda Fermina’yı evliliğe ikna etmiştir. Birliktelikleri doktor hayatını kaybedene kadar devam etmiştir. Bu evlilik süresince Florentino hep Fermina’yı sevmeye devam etmiştir. Pek çok ilişkisi olmasına rağmen kimse ile evlenmemiştir. Fermina’nın eşinin ölüm haberini aldığında evine gider ve yıllar geçmesine rağmen hâla onu sevdiğini söyler. Fermina, duruma oldukça sinirlenip Florentino’yu kovar ve hakaretlerle dolu üç sayfalık bir mektup yollar. Florentino ise, yılların birikimini yazmış ve Fermina’yı etkilemeyi başarmıştır.

8. Aşk ve Gurur – Jane Austen

Aşk ve Gurur

Aşk ve Gurur, taşralı bir beyefendinin kızı olan Elizabeth Bennett ile varlıklı ve soylu toprak sahibi Fitzwilliam Darcy arasındaki çatışmayı anlatır. Gerçi Jane Austen bu iki karakteri birbirlerinin tuzağına düşmüş kişiler gibi sunar, ama “ilk izlenim”i tersine çevirmekte gecikmez: Soyluluk ve servetten kaynaklanan “gurur” ile Elizabeth’in ailesinin soylu olmayışı karşısında beslediği “önyargı”, Darcy’yi mesafeli davranmak zorunda bırakır. Elizabeth’in davranışında da hem özsaygının uyandırdığı “gurur”, hem de Darcy’nin züppeliği karşısındaki “önyargı” etkili olur. Zeki ve coşkulu Elizabeth yalnızca Austen’ın en çok sevdiği kadın kahramanı değil, aynı zamanda bütün İngiliz edebiyatının en çok ilgi uyandıran kadın roman kişiliklerinden biridir.

Sponsorlu Bağlantı
Sponsorlu Bağlantı

9. Genç Werther’in Acıları – Johann Wolfgang Goethe

Genç Werther’in Acıları

Büyük şehirlerden kaçıp huzuru küçük yerleşim yerlerinde doğa ilebaş başa olmakta arayan Werther gittiği yerde soylu bir ailenin kızı olan Lotte’ye aşık olur.  Werter onun kölesi olabilecek kadar aşık olur. Fakat nişanlı bir kız olan Lotte, Albert ile evlenir. Bundan sonra Werther için cehennemi aşk acıları başlamıştır. Lotte evlendikten sonraWerter ile dost kalır. Lotte’nin kocası olan Albert’in de iyi biri olması Werther’i daha da kötü bir duruma sokar.  Lotte, bu işin daha fazla süremeyeceğini Werther’in kendisinden vazgeçmesi gerektiğini bildirir.  Werther daha fazla dayanamayıp intihar eder.

10. İlk Aşk – Turgenyev

İlk Aşk

Kahramanımız Vladimir Petrovich delikanlı yaşlarındayken yan komşuları Zinaida ile tanışmasıyla başlar aşk hikayesi. Zinaide soylululuğu yitmeye yüz tutmuş bir ailenin kızıdır. Toplumun ileri gelenleri Zinaida’nın etrafında dolaşıp, her söylediğini yapmaya çalışmaktadırlar. Ama nafile! Zinaida hiçbirinin bu isteklerine yanıt vermez. Vladimir de günden güne daha fazla aşık olmaya başlar ve hayatının her anı Zinaida ile dolmaya başlar.

”Bu benim yaşadığım ilk aşktı. Yeni işe başlamış biri gibiydim. Artık serseri bir mayın gibi dolaşmıyordum, bir amacım vardı, kıpır kıpırdım. Ama artık sevinçlerin yanında acılara, üzüntülere de hazır olmalıydım. Bunu zamanla öğrencektim.

Zinaida’da ayrıyken çile dolduruyordum. Kafam çalışmıyor, bir iş tutamıyordum; kavuştuğum zaman da huzurum yoktu. Kıskançlıktan kendi kendimi yiyordum. Onun yanında kendimi değersiz, küçük görüyor ya aptalca küsüyor ya da yaltaklanmaya başlıyordum. Kaç kere evlerine bir daha adım atmamak için kesin kararlar vermiştim! Sonra oraya karşı gelinmez bir kuvvetle yeniden sürükleniyordum…” 

Ancak günler geçtikçe Zinaida’nın birisine aşık olduğunu anlar. Ama kim olduğunu anlaması biraz zaman alır. Sevdiği kız babasını sevmektedir.

11. Günlerin Köpüğü – Boris Vian

Günlerin Köpüğü

21 yaşında zengin bir ailenin oğlu olan Colin aşık olduğu Chloe ile muhteşem bir düğün ile evlenir. Fakat balayında Chloe hastalanmış ve yapılan muayenelerde Chloe’nin akciğerinin birinde nilüfer çiçeğinin açtığı görülmüştür.  Doktorlar bu hastalığını tedavisinin ameliyat veya çiçek kokusu ve dağ havası ile giderilebileceğini söyler.  Bunun üzerine dağ havasının olduğu yerde bir müddet yaşayan aşıklar orada bir müddet yaşar.  Cohle ameliyat da edilir. Bunun üzerine aşıklar evlerine dönerler. Dağ havası iyi geldiğinden dağlık bir bölgeye gider ve orada ameliyat olup eve gelir. Chloe’in akciğerinin biri çalışmaz olmuştur. Cohle bir müddet sonra tekrar hastalanır. Bu defa da diğer akciğerinde nilüfer çiçeği çıkar.

Colin maddi varlığının üçte birini arkadaşı Chick’in Alise ile evlenmesi için vermiştir. Fakat Chick, Jean Paul Sartre hayranıdır ve Colin’in verdiği parayı Sartre koleksiyonu için harcamıştır.

Colin diğer yandan da kalan parası ile Chloe için çiçek almak ve Cojle’yi tedavi ettirmek için kullanmaktadır.  Tüm parasını bu şekilde bitiren Colin en sonunda beş parasız kalmıştır.  Bir yandan da Colin’den aldığı bütün parayı Sartre için harcayan Chick’i engellemek isteyen   Alise’e kendine layık olmayan Chick’e mani olmaya çalışmıştır. Bu arada da Chick , bu davranışları ile Alise’ye layık  bir adam olmadığını da ortaya koymuştur.

Chick’in tüm parasını Satre için harcadığını gören Alise onu durdurmak için Sartre ile konuşur. Fakat Sartre kitaplarını yayımlatmama teklifini kabul etmez. Bunun üzerine Alise, kendisini dinlemeyen Satre’yi öldürür. Çünkü Chick’in bu duruma düşmesinde Satre’yi suçlu görmektedir. 

Alis, kitapçıları da suçlu bulduğundan semtteki bütün kitapçıları da yakmaya teşebbüs eder ve çıkan yangında kendisi de ölür.

Chick de beş parasız kalmış ve vergisini ödeyememiştir. Bu yüzden icraya gelen polisler Sartre kitaplarını almaya kalkınca saldırıya geçer ve polisler tarafından öldürülür.

Bir de Nicholas vardır, Colin’in çok şık giyinen kibar aşçısıdır. Chloe’nin ölümüyle geriye Colin, Nicholas ve romanda çok geçmeyen İsis kalır. Bu ölüm herkesi yıkmıştır. Hatta evin faresi bile bir kedinin ağzına girerek intihar eder.

12. Kürk Mantolu Madonna – Sabahattin Ali

Kürk Mantolu Madonna

Anlatıcı Ankara’da yaşayan ve kendi halinde ve kendini toplumdan dışlanmış hisseden bir tiptir. Raif Efendi’yi de girdiği bir işte tanımıştır. Raif Efendi içine kapanık, melankolik ve dış dünyaya uyum sağlayamamış, sessiz, gerekmedikçe konuşmayan ve insanlarla pek ilişkisi olmayan bir insandır.  Anlatıcı onun bu halinin nedenini merak ederek Raif Efendiye sokulmaya başlar. Raif Efendi, Almanya’da bulunduğu ve Almancasını iyi olduğu için şirketin tercüme işlerinde çalışmaktadır. Hayatı boyunca herkese boyun eğmiş, haksızlığa uğradığında karşı koyamamış, sevmediği bir kadınla evlenmiştir. 

İşlerini eksiksiz yerine getirdiği halde patronu tarafından sık sık azarlanan, kendi hayatına kendi yön veremeyen başkalarının istediği gibi hayatını sürdüren bir insandır. Raif Efendi hasta olduğu zaman işe gidemez. Böyle zamanlarda anlatıcı ona yardım ettiğinden ev halkından birisi gibi olmuş, eşi ve kızları dahil ona daha yakın biri olmuştur. Bir gün Raif Efendi çok hasta olmuş, hastalık ilerlemiş genç yaşında ölüm döşeğine düşmüştür. Bu sırada anlatıcı Raif Efendinin not defterine ulaşır. Bundan sonra da hikayeyi Raif Efendinin yazdıklarından öğrenmeye başlarız.

Sponsorlu Bağlantı
Sponsorlu Bağlantı

13. Uğultulu Tepeler – Amily Bronte

Uğultulu Tepeler

İngiltere’de XIX. yüzyılın ikinci yarısı, “Victoria Dönemi” olarak adlandırılan bu dönem, orta sınıfın yükselişini, gösterişli yaşamların moda oluşunu simgeler. Brontë kardeşler, kadının edebiyatla uğraşmasının hoş görülmediği bu yıllarda, önce bir erkek kimliğiyle şiirler, sonra kendi adlarıyla klasikler arasında yer alacak üç önemli romana imza atmıştır. Emily Brontë 1848’de öldüğünde dünya edebiyatının en güzel romanlarından birini, Uğultulu Tepeler’i bırakmıştır ardında. Bu Victoria dönemi romanı, kimine göre dünyanın gelmiş geçmiş en büyük aşk romanı, kimine göre her okunuşunda değişik tatlar veren çağlar ötesi bir eser, ya da insanın içine işleyen bir anlatımla dile getirilmiş uzun bir şiirdir.

Ölümünden bir yıl önce bitirdiği Uğultulu Tepeler’deki kişilerin yalnızca hayal ürünü kişiler olmadığı, Brontë’nin çevresindeki gerçek kişilerden derin izler taşıdığı da bir gerçektir. Sevgi, kin, nefret, öç alma tutkusu gibi güçlü duygularla örülü bu gençlik öyküsü, patladı patlayacak bir cinsellikle doludur. Daha otuz yaşındayken veremden ölen, son derece duyarlı, hiç evlenmemiş bu genç kadın yazar, tüm canlılığıyla bu romanda vardır. Okuyanın yaşına, deneyimlerine ve duyarlılığına göre değişkenlik gösteren, farklı zamanlarda okunduğunda değişik tatlar veren, tekrar tekrar okuma isteği uyandıran bir başyapıt.

14. Eylül – Mehmet Rauf

Eylül

Eylül adı romanında Suad ve kocası Sureyya ile Necip arasındaki imkansız aşk ile Suad’n Necibe duyduğu aşk kocasına karşı duyduğu sadakat arasında kalışı ve Suad’ı intihara sürükleyen çatışmalar işlenmektedir. Kocasının en yakın arkadaşı Necip’e aşık olan Suad ile en yakın arkadaşı Süreyya‘nın karısına aşık olan Necib’in sadakat, dostluk ve aşkları arasında kalışları; evliliğine ve kocasına karşı çok saygılı olan, fiziki olarak da kocasını aldatmamak için ruhuyla savaşan Suad’ın iç çatışmaları romanın konusunu teşkil eder.

Roman ahlaki değerleri, dostluk ve sadakat duyguları ile duygusal yönden ilerleyen ama masumane de olsa bedensel temaslara doğru ilerleyen Necip ve Suad arasındaki aşkın eşine sadık kalmak isteyen Suad ve Necip’in ruhsal çözümlemeleri ve duygularının betimlemeleri romanın içeriğini oluşturmakladır. 

Evli bir kadının, kocasının yakın arkadaşı olan adama aşık olması, ama kocasına da ihanet etmek istememesi, kadının yaşadığı suçluluk duygusu, bunalımları ve vicdan muhasebesi,  bu yasak aşktan kocasının da haberdar olmaması, romanın yazıldığı dönemi de gözler önüne sermesi romana olan ilgiyi arttırmıştır. 

15. Jane Eyre – Charlotte Bronte

Jane Eyre

On yaşında öksüz kalan Jane Eyre, kendisini hiçbir zaman sevmeyen, ancak kocasının vasiyeti üzerine bakımını üstlenen yengesiyle zor bir yaşam sürmektedir. Gönderildiği katı kuralları olan yatılı okulda (aslında Charlotte Brontë’nin bir yılını geçirdiği Lancashire’daki okuldur) kötü günler geçirir. Ancak Jane Eyre, Charlotte Brontë kadar şanslı değildir; okulda on yıl kalır ve öğretmen olarak mezun olur. Edward Rochester’ın malikanesinde mürebbiye olarak iş bulur. Evin gizemli efendisi Rochester’e aşık olur; ancak onu hayal bile edemeyeceği zorluklar ve acılar beklemektedir.

XIX. yüzyıl İngilteresi’nde, her türlü tutuculuğun kol gezdiği Victoria döneminde geçen Jane Eyre, birçoklarınca kadın hak ve özgürlüklerine sahip çıkan ilk romanlardan biri olarak kabul edilir. Yazarı Charlotte Brontë‘nin yaşamından izler de taşıyan roman, hayatın sillesini yiyen yapayalnız bir genç kızın güçlü bir kadına dönüşmesinin öyküsüdür.

16. Masumiyet Müzesi – Orhan Pamuk

Masumiyet Müzesi

1975’te bir bahar günü başlayıp günümüze kadar gelen, İstanbullu zengin çocuğu Kemal ile uzak ve yoksul akrabası Füsun’un hikayesi: Hızı, hareketi, olaylarının ve kahramanlarının zenginliği, mizah duygusu ve insan ruhunun derinliklerindeki fırtınaları hissettirme gücüyle, Masumiyet Müzesi, elinizden bırakamayacağınız ve yeniden okuyacağınız kitaplardan biri olacak.

Masumiyet Müzesi’ni okurken yalnız aşk hakkında değil, evlilik, arkadaşlık, cinsellik, tutku, aile ve mutluluk hakkındaki bütün düşüncelerinizin derinden etkilendiğini ve kitabın rengârenk dünyasından hiç ayrılmak istemediğinizi göreceksiniz.

Romanı yazdıktan dört yıl sonra, 2012’de, Pamuk romanıyla aynı adlı müzeyi Çukurcuma’da açtı. Şimdiye dek on binlerce ziyaretçinin gezdiği müze için ünlü sanat tarihçisi Simon Schama, Financial Times gazetesine yazdığı yazıda, “Dünyadaki en güçlü, en güzel, en insani ve en etkileyici çağdaş sanat eseri,” diye yazdı. “Aynı zamanda hem şiir hem kara mizah gibi; hem zarif ve şefkatle dolu, hem de kutu kutu, vitrin vitrin, estetik olarak muhteşem.”

Sponsorlu Bağlantı
Sponsorlu Bağlantı

17. Doktor Jivago – Boris Pasternak

Doktor Jivago

Rusya’da Ekim Devrimi ve hemen sonrasında patlak veren Rus İç Savaşını konu alan roman (1917-1922) adını şair Doktor Yuri Jivago’dan almıştır. Eser Rusya’da meydana gelen 1917 Ekim Devriminden başlayarak 1929’a kadar uzayan siyasi toplumsal süreç Jivago’nun hayatı üzerinden aktarmaktadır.

Ön planda gözüken Dr. Jivago ile Lara’nın öyküsü arka planda – Rusya ve halkının  Sosyalist idarenin gelmesi yüzünden-  ekonomik ve siyasi anlamda çöküşünü göstermektedir. Dr Jivago romanı Ekim Devriminden sonra Rusya’nın zenginlikten yoksulluğa, idealist kimlikten boş vermişliğe, geleceği kurma çabalarından yenilmişliğe uzayan toplumsal, siyasi, ekonomi ve beşeri tükenmişliği dile getirmektedir.

Arka planında Sosyalist idareye geçlilince oluşmaya başlayan bu tükenişleri ele alan roman ön planında da ise “iki kadın arasında kalıp sadakat ve ihtiras arasında bocalayan, hayatının kontrolü kendi elinden alınmış ve savaşın parçaladığı yokluklarla dolu bir ülkede oradan oraya sürüklenen aynı zamanda şair bir tıp doktorunun” dramını anlatmaktadır.

“Jivago, annesinin ölümünden sonra dayısı ve dayısının verdiği diğer ailelerin yanında yetişmiş, doktor olmuş ve varlıklı bir ailenin kızı olan Tonya ile evlenmiştir. Lara, annesinin hukuk işlerini gören, aynı zamanda metresi olan bir kişiyle ilişki kurmuş; uzun bir zaman sonra bu ilişkiden iğrenerek kendine başka bir şehirde yeni bir hayat oluşturmuş; lise yaşlarından tanıdığı Pavel’le evlenmiş bir tarih öğretmenidir. Jivago’yla Lara’nın hayatları zaman zaman kesişir. Bu kesişmelerden birinde aralarında duygusal bir bağ oluşur. Ancak ülkenin siyasi gelişmeleri içinde onların ve ailelerinin hayatları alt üst olur ve zaman içinde her biri bir yere dağılır.”

18. Swann’ın Bir Aşkı – Marcel Proust

Swann’ın Bir Aşkı

Marcel Proust’un, Kayıp Zamanın İzinde adlı anıt yapıtı, roman sanatına getirdiği yeni boyutlar ve benzersiz anlatımıyla, bütün çağların en büyük edebiyat yapıtlarından biridir. Alegorik bir gerçek arayışının ardında, Proust’un kendi yaşamının öyküsü olan romanın anlatıcısı, bilinçaltında gömülü bir dizi olayın bilince yükselmesiyle, geçmişte yaşadığı güzelliklerin aslında sonsuza kadar yaşayacağının farkına varır. Zaman yeniden kazanılmıştır; ölümle yarışarak okurun okumakta olduğu romanı yazmaya koyulur…

19. Selvi Boylum Al Yazmalım – Cengiz Aytmatov

Selvi Boylum Al Yazmalım

Toplumsal ve siyasi geçiş süreçlerinde Kırgız halkının yaşadığı sancıları çeşitli hayat hikayeleri üzerinden yansıtan Aytmatov, elinizdeki romanda, hızla gelişen teknolojinin bu halkın yaşayışı üzerindeki olumsuz etkilerine odaklanıyor. Okur, birbirini seven, talihsiz bir olay sonucu yolları ayrılan ve en sonunda garip bir tesadüfle tekrar karşılaşan iki insanın parçalanmış hayatlarına tanık olurken dönemin geniş toplumsal manzarasına da çok çeşitli açılardan bakma imkanı yakalıyor.

“Ya insanın yaratılışından bu ya da ben böyleyim; hep bir şeylerin eksikliğini duyuyordum. […] Anarhay’da geçirdiğim son bir buçuk yılda oğlumun ve karımın özlemine dayanamaz olmuştum. Geceleri gözüme uyku girmiyordu. Samet’in gülümseyişi, tombul bacakları üstünde düşecekmiş gibi duruşu gitmiyordu gözlerimin önünden. Hele o körpe bebek kokusu sanki içime sinmişti.”

20. Böğürtlen Kışı – Sarah Jio

Böğürtlen Kışı

Böğürtlen kışı mayıs ayında gerçekleşen kar yağışı ve olan fırtınaya denmektedir. İşte tam da o ay yani mayıs ayında 1933’de Amerika Seattle’da şiddetli fırtına ve kar yağışı vardır. Vera oğlu Daniel ile birlikte fakir bir yaşam sürmektedirler. Vera yaşamaları için çalışması gerekmekte olup, çalıştığı işte geceleri çalışmaktadır. Bunun için o akşam yine oğlunu yalnız başına koyarak işe gitmek için yola çıkar. İşten döndüğünde ise evde oğlunun olmadığını görür. Kar oynamak için dışarı çıktığını düşünen Vera, oğlunu aramak için dışarı çıkar. Fakat ondan geriye sadece ayıcığı kalır. Bunu gören Vera oğlunun kaçırıldığını düşünür. Hemen polise gider. Fakat polis kendisi kaçmıştır diyerek Vera’yı gönderir.

Fakirlik yüzünden bunların başına geldiğini düşünen Vera çaresizce oğlunu aramaktadır. Bu sırada ondan hoşlanan bir adam ona yardım edeceğini söyler ve onu otele yemeğe çağırır. Lon’un yardımı için teklifini kabul eden Vera otele gider. Sabah olduğunda bana yardım edecektin demesine rağmen yalan söyledim diyen Lon’dan hemen kurtularak kaçar. Son çare olarak eski sevgilisi ve oğlunun babası olan Charles’in yanına gitmek için yola çıkar. Fakat Charles’in evlendiğini görünce ondan yardım istemekten vazgeçer. Çünkü Charles onun bir oğlu olduğunu bile bilmiyordur.

Sponsorlu Bağlantı
Sponsorlu Bağlantı

Bonus – Aşk-ı Memnu – Halit Ziya Uşaklıgil

Aşk-ı Memnu

Aşk-ı Memnu unutulmaz bir klasik olarak edebiyat tarihimizi süsler. Her şey bir sandal gezisi ile başlar. Adnan Bey zengin biridir. Zengin olduğu kadar sakin, kültürlü, kendini iyi yetiştirmiş bir adamdır. Eşini kaybettikten sonra Boğaziçi’nde yalıda çocukları Nihal, Bülend ve hizmetkarları ile yaşamaya devam eder. Adnan Bey genç ve güzel Bihter ile evlenir. Bir süre sonra hizmetkarlarından bazıları evi terk eder. Bülend yatılı okula gönderilir. Nihal olan bitenden Bihter’i sorumlu tutar. Diğer hizmetkarların da gitmesiyle Nihal Bihter’e kin gütmeye başlar.

Bihter Firdevs hanımın kışkırtmaları sonucu huzur bulamaz. Boşluğa düşer. Bu boşlukta Adnan Bey’in yeğeni Behlül devreye girer. Ona yakınlık gösterir ve gizli gizli buluşurlar. Behlül çapkın biri olduğu için Bihter’i de kullanır. Firdevs Hanım yalıya taşınır. Nihal ile Behlül’ün nişanlanmasını ister. Başlangıçta ciddiye alınmayan bu durum sonraları herkesin aklına yatmıştır. Nihal Nişanlanmayı kabul eder. Bihter Firdevs Hanım’a her şeyi anlatır ve bu nişana engel olmasını ister. Tehdit eder. Firdevs Hanım Behlül’e bir pusula gönderir. Behlül pusulayı düşürür. Nihal kağıdı bulur yalıya döner. Behlül ile Bihter’in konuşmalarını duyunca bayılır. Adnan Bey her şeyi öğrenmiştir. Bihter intihar eder. Behlül yalıdan kaçar. Nihal ve Bülend tekrar yalıya döner ve eski huzurlu hayatlarına tekrar kavuşurlar.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler


Bunlar da ilginizi çekebilir