kategoriler

Beyaz Adamın Doymak Bilmez İhtirasının Kurbanı 1 Milyon İnsan: 25. Yılında Ruanda Soykırımı


1994 yılında, 100 gün içerisinde Ruanda’da 1 milyona yakın Tutsi ve ılımlı Hutu, aşırı uç Hutular tarafından dünyanın gözleri önünde vahşice katledildi.

Afrika’nın en büyük şanssızlığının zengin madenleri olduğunu söylemiş Portekizli bir seyyah. 15. Yüzyılda köle ticaretiyle başlayan makus talih, devam eden yüzyıllarda keşfedilen maden yataklarıyla daha da acı bir görünüm kazanmış. Bu nedenle yer altı kaynakları fakir olan Afrika ülkelerinin Avrupalı beyaz adamın talanından kurtulabilecekleri düşünülmüş, ancak hiç de öyle olmamış. Ruanda‘da 1994 yılında yaşanan ve 1 milyon insanın yaşamına mal olan soykırımın ana nedeni, kara kıtanın genelinin aksine ülkede yer altında kıymetli bir maden bulunmaması. Topraklarının altında bulunan petrol, altın, elmas gibi doğal zenginliklerden ya da toryum ve uranyum gibi nükleer madenlerden ötürü iç savaşlarla çalkalanan onlarca ülke sayılabilecekken; bunların hiçbirine sahip olmayan Ruanda’nın, tam da bu nedenden ötürü dehşet veren bir soykırımla anılması anlaşılması kolay bir durum değil.

Yazı @JasonMcAteer7 twitter kullanıcısının hesabından derlenmiştir.

UYARI: İçerikte hassas okuyucularımızı rahatsız edebilecek ifadeler ve görseller bulunabilir.

Bu paradoksu anlamak için kıtanın, Avrupalılar arasında parsellendiği 19. yüzyıla inmek gerekli.

Ruanda Soykırımı 1

Afrika ülkelerinin Avrupalılarca pay edildiği ve hem iş gücünün hem de madenlerin sömürülmeye başlandığı bu yüzyılda Afrika’nın göbeğinde sahipsiz(!) kalmasıyla başlar Ruanda‘nın hikayesi. Avrupalılara göre Ruanda’yı sömürmek, yapılacak masrafı kurtarmayacak kadar kötü bir fikir olduğu için ülke uzun süre hür yaşar. Ardından, sömürgecilikte diğer Avrupalıları geriden takip eden Almanya bu boş alanı keşfedip, 1890 yılında Ruanda’ya yerleşir.

Ancak Almanlar, ekonomilerine hiçbir katkı sağlamadığı için I. Dünya Savaşı’nın hemen ardından ülkeden çekilir.

Ruanda Soykırımı 2

Zamanla Ruanda’nın sömürülmeyen, hür bir ülke olması diğer Afrika ülkeleri arasında homurdanmalara neden olur. Ruanda’yı örnek gösteren birçok Afrika ülkesi, Ruandalılar gibi özgür yaşama arzusuyla Avrupalılara başkaldırır. Dahası, Ruanda’nın komşusu olan ve son derece revaçta iki sömürge olan Kongo ve Tanzanya‘dan Ruanda’ya doğru büyük bir göç dalgası başlar. Afrika’da sınır kontrolü olmadığı için çok kolay gerçekleşen göçler nedeniyle Tanzanya ve Kongo nüfusu hızla erir. Bu durum bu ülkelerdeki iş gücünün zayıflamasına; petrol bakımından zengin olan Kongo’da ve altın yataklarıyla meşhur olan Tanzanya’da üretimin düşmesine neden olur.

Sponsorlu Bağlantı

Avrupalıların kafasında Ruanda’nın başı boş bırakılmaması gereken bir bölge olduğu fikri de işte tam bu dönemde oluşur.

Ruanda Soykırımı 3

Ruanda’nın sömürülmemesinin kıtadaki sömürge düzenini tehdit ettiğini fark eden Fransız ve Belçikalılar 1920’lerden itibaren ülkeye yerleşme kararı alırlar. Önce genç-yaşlı, kadın-erkek bütün Ruandalılara kahve tarlalarında çalışma zorunluluğu getirilir. Uymayanlara kırbaç, işten kaçmakta ısrar edenlere ise ölüm cezası öngörülür. Üstelik ülkede elde edilen kahvenin çok büyük bölümü tüketime dahi sunulmadan ırmaklara dökülür. Zira amaç kahve üretmek değil, ülkedeki koşulları ağırlaştırarak Ruanda’yı diğer Afrika ülkeleri arasında “örnek ülke” görünümünden çıkarmaktır. Fransız ve Belçikalıların kurduğu bu düzen zamanla oturur ve Ruanda da Afrika’nın geri kalanı gibi sömürülen bir ülke haline gelir.

1930’lardan itibaren ülkeden çekilmeyi planlayan Belçikalılar bıraktıkları düzenin bizzat Ruandalılar tarafından işletilmesi amacıyla bir yöntem ihtiyacı duyarlar.

Ruanda Soykırımı 4

Bu yöntem; tüm sömürge imparatorluklarında olduğu gibi nüfusun azınlıkta kalan bir bölümünü imtiyazlı hale getirerek ülkeye hakim kılmak, çoğunluğu oluşturan kitleleri ise köle olarak azınlığın kullanımına sunmaktır. 20 Yüzyılda Irak’ta nüfusun %20’sini oluşturan Sünnileri, Suriye’de ise %20’sini oluşturan Şiileri (Nusayrileri) ülkeye hakim kılan anlayış da tam olarak budur. Böylece azınlıkta kalan egemen sınıf ülkeye hükmederken, çoğunluğu karşısına aldığı için hiçbir zaman nihai güç olamayacak; karşısında yer alan kitle ise kayıp vermesine rağmen sayıca kalabalık olduğu için yok olmayacak ve egemen sınıfa meydanı bırakmayacaktır. Kaosun asla yok olmayacağı ve kazananın daima perde gerisindeki devletler olacağı böylesi bir düzen sömürü imparatorluklarınca her zaman tercih edilir. Ancak Ruanda bu düzen için uygun bir ülke değildir, çünkü ülkede farklı dini, ırki, etnik ya da sınıfsal gruplar yoktur.

Ruanda, bütün toplumun homojen olduğu bir ülkedir.

Ruanda Soykırımı 5

Belçikalılar bu duruma bir çözüm arar ve yaklaşık 60 yıl sonra, 1994 yılında patlayacak korkunç soykırımın temelleri de böylece atılır. Belçika, gelecekte 1 milyon insanın yaşamına mal olacak ‘projeye göre’ Ruandalıları Tutsi ve Hutu olarak ikiye ayırır. Hiçbir farkları olmayan; aynı dili konuşan ve aynı kültürü paylaşan olan insanların ayrıştırılması kolay olmaz, ancak Belçika bunu bir şekilde başarır. Hatta ayrışan sınıflar arasındaki çizgilerin keskin olması için birbirlerine kin duymaları sağlanmak istenir. Tutsilere; kendilerinin uzun boylu, zarif bedenli, güzel çehreye sahip insanlar oldukları ve atalarının Ruanda’ya çok daha önceleri geldiği anlatılır. Hutulara ise Tutsilerin Avrupalılarla işbirliği yapan, yalan söyleyen, güvenilmez, vatan hainleri oldukları propagandası yapılır. Ayrışma yapılırken ülkedeki her 10 kişiden 9’u Hutu sınıfına, 1’i ise Tutsi sınıfına kaydedilir. Orandan da anlaşılacağı üzere ülkenin yönetimi azınlık olan Tutsilere bırakılacaktır, böylece ülkede çoğunluğu oluşturan Hutularla bitmeyen bir kaos hakim kılınacak ve Belçikalıların başını ağrıtan bir dirlik sağlanamayacaktır.

1930’larda ülke nüfusunun neredeyse tamamı okuma-yazma bilmemesine rağmen Belçika’dan dev gemilerle kağıt ve mürekkep Ruanda’ya getirilir.

Ruanda Soykırımı 6

Burada amaçlanan her Ruanda vatandaşının asıl kimliği olan Tutsi ya da Hutu aidiyetini alenileştirmektir. Her Ruanda vatandaşına kaybetmeleri halinde ölüm cezasına çarptırılacakları söylenen kimlik kartları dağıtılır. Hutuların kimlik kartları yeşil, Tutsilerinki ise kırmızıdır. Bu kartların her iki taraf için de boyunda asılı olarak taşınması zorunlu kılınmıştır. 1940’larda Belçika ve Fransa yönetimi Tutsilere emanet ederek Ruanda’dan tamamen çekilmiştir. Onlar, diğer Avrupalılarla birlikte altın, elmas, petrol ve uranyum kaynakları olan sömürgeleriyle ilgilenirken Ruanda’da iki sınıf arasında günden güne şiddetlenen çatışmalar yaşanma başlar

Belçikalılar tarafından parasal olarak desteklenen ve nüfusun %10’unu oluşturan Tutsiler, çoğunluğu oluşturan Hutulara büyük baskı kurar.

Ruanda Soykırımı 7

Ruanda’da Hutuların çalıştırıldığı, işkence gördüğü ve genç yaşta öldüğü; Tutsilerin ise imtiyazlardan yararlandığı düzen her geçen gün güçlenir. Çoğunluğu oluşturan Hutular çeşitli defalar ayaklanır ancak Belçika’nın desteğini alan Tutsiler her isyanı kanlı şekilde bastırmayı başarır. 1990’lara gelinceye kadar ülkede kısa süreli Hutu hakimiyeti kurulsa da son sözü söyleyen daima Belçika ve Fransa destekli Tutsiler olur. 1990’larda Afrika’daki çoğu maden tükenir ya da madenlerin işletme maliyeti artar. Komünizmin yıkılmasının ardından ucuz madenleri doğu Avrupa’dan elde eden Avrupalılar için Afrika önemini yitirir ve Belçikalılar Ruanda ile birlikte bütün kıtadaki varlığına son verme kararı alır.

Belçikalıların çekilmesinin ardından ülkede çoğunluğu oluşturan Hutular kısa sürede yönetimi ele geçirir ve Tutsilere karşı vahşi bir kıyıma girişirler.

Ruanda Soykırımı 8

Bu sırada Fransa, güçlenen ve ekonomik bir lobi haline gelen Tutsilerin daha ileri gitmelerini istemediği için kıyıma sessiz kalır. Ruanda’daki müreffeh ve elit kesimin Fransa’da elde ettiği çoğu mal varlığı soykırım sonrası Fransız devletine kalır, zira Ruanda’dan kaçmayı başarabilen Tutsilerin sayısı çok azdır. Hutu liderleri 60 yıllık birikimin sonucu olarak “derhal böcek avına başlanmasını”, yani bütün Tutsilerin görüldükleri yerde öldürülmelerini bildiri olarak yayınlarlar. Bunun üzerine sokaklara dökülen milyonlarca Hutu, öldürmek için Tutsi aramaya koyulur. Hutuların, silah sahibi olacak kadar dahi paraları olmadığı için Tutsiler önce boğularak öldürülür, ancak boğarak öldürme yöntemi fazla efor gerektirdiği ve bu yöntemle az sayıda Tutsi öldürülebildiği için farklı bir yol aranır. Bu esnada Fransız tüccarlar Tutsilerden yağmaladıkları paralar karşılığında Hutulara satmak üzere Ruanda‘ya gemilerle Çin’den temin ettikleri ucuz balta, satır ve palaları getirirler. Rivayete göre 5 cente Çin’den alınan bir balta, sefalet içindeki Ruanda’da 1 $ alıcı bulabilmiştir. Ateşli silahların satılması tüccarlar için çeşitli kısıtlamalara tabi olmasına rağmen balta, satır ve palaların satılması için hiçbir sakınca yoktur, bu nedenle Çin’den Ruanda’ya getirilmeleri çok kolay gerçekleşir.

Bu durumdan istifade eden Fransız girişimciler(!) Ruandalı Hutulara sadece 6 ay içinde 5 milyondan fazla balta ve satır satarlar.

Ruanda Soykırımı 9

Fransızların ülkeye soktuğu balta ve satırlarla yaklaşık 100 günde 1 milyona yakın Tutsi, Hutular tarafından diri diri kesilerek öldürülür. Ülkede ateşli silah sayısı çok az ve kurşun bulmak zor olduğu için kurşunla acı çekmeden ölmek ancak şanslı Tutsilerin erişebildiği bir şeydir. Yakalanan Tutsilerden pala ya da baltayla değil, kurşunla öldürülmeleri için ekstra para istenir. Bu parayı ödeyen Tutsiler kesilerek değil, kurşunlanarak öldürülür. Ülkede öldürülmeyi bekleyen Tutsi sayısı o kadar fazladır ki 5 milyon satır ve balta ile dört yana dağılan Hutular hepsine yetişemezler, bu nedenle canlı yakalanan Tutsilerin kaçmamaları ve sıraları gelinceye kadar beklemeleri için aşil tendonları kesilir. Gömülmeksizin öldürülen yüz binlerce insandan ötürü tüm sokaklar cesetlerle dolar. Cesetler gömülmediği için tifo, kolera ve dizanteri gibi birçok salgın hastalık türer. Bu esnada Ruanda meselesi Birleşmiş Milletler genel kurulunda görüşülür ve ülkeye müdahale teklifinde bulunulur.

Sponsorlu Bağlantı

Güvenlik konseyinde bulunan Fransa ülkedeki salgın hastalıklardan ötürü BM askerlerinin can güvenliğini bahane ederek teklifi veto eder.

Ruanda Soykırımı 10

Böylece Ruanda tüm bu olanların sorumlusu olan Fransa tarafından bir kez daha kaderine terk edilir. Bu esnada Fransız Cumhurbaşkanı Fransua Mitterand‘ın “o ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil” demeci kayıtlardaki yerini alır, ancak bunun hesabını sorabilen bir güç halen çıkmamıştır.

Ruanda Soykırımı ile ilgili olarak 2004 yılında yönetmenliğini Terry George’un yaptığı baş rolünü Don Cheadle’ın oynadığı Hotel Ruanda isimli filmi de seyredebilirsiniz. 

Ruanda Soykırımı 11
IMDB

İlginizi çekebilecek diğer içerikler


Yorumlar

yorumlar

Choose A Format
Personality quiz
Series of questions that intends to reveal something about the personality
Trivia quiz
Series of questions with right and wrong answers that intends to check knowledge
Poll
Voting to make decisions or determine opinions
Story
Formatted Text with Embeds and Visuals
List
The Classic Internet Listicles
Countdown
The Classic Internet Countdowns
Open List
Submit your own item and vote up for the best submission
Video
Youtube, Vimeo or Vine Embeds