Beyazperdede Hikayeleri Anlatılan 12 Gerçek Kişi ve Onları Canlandıran Oyuncular

Sefer Turgut 6 Şubat 2021

Beyazperdede izlediğimiz ilham verici hikayeler hepimizi kendine çekiyor ve etkiliyor, hele ki anlatılan öykü gerçek hayattan alınmaysa.

Konusu gerçek bir hikayeye dayanan filmler her zaman ilgi çekici olmuştur. Hele ki anlatılan öykü ilham verici bir öyküyse. Hikayesi beyazperdeye aktarılan kişinin canlandırılması da bu etkiyi sağlamam büyük önem taşıyor. Hayatı anlatılan kişiye birebir benzemese de onları canlandıran oyuncular gerçeğe bağlı kalmak adına büyük bir yükün altına giriyorlar. Film biter bitmez insanlar hikayesi anlatılan gerçek kişinin kim olduğunu görmek ve araştırmak için soluğu internette alıyor. Biacaip sizi bir yükten kurtarıyor ve hikayeleri beyazperdeye aktarılan 12 kişinin gerçek hayattaki hallerini, onları canlandıran oyuncularla yan yana getiriyor. Bu içerik ayrıca, oyuncu seçimlerinin ne kadar özen gerektiren bir iş olduğunu anlamak açısından da önemli.

1. Leonhard Seppala, Canlandıran: Willem Dafoe, Film: Togo (2019)

Leonhard Seppala, Canlandıran: Willem Dafoe

“Togo” isimli köpeği ile adını tarihe yazdırmış olan Norveçli kızak köpeği yetiştiricisi. 

1925 kışında Togo artık yaşlı bir köpek olarak 12 yaşındadır. Difteri salgını Nome kasabasındaki çocuk neslini yok etmek üzeredir. Serum ancak Nulato’ya kadar getirilebilmişti ve gidiş dönüş 1000 km yol demekti. Yolların kapalı olduğu bu fırtınada kasabanın kaderi Seppala ve lider köpeği Togo’nun ellerindeydi. Seppala görevi kabul ederek kahramanca bu yolculuğu göze almış ve ”büyük merhamet yarışı” adı ile tarihe geçen bir organizasyon ile serum zamanında kasabaya ulaştırılmıştır.

Yaramaz Togo serumlar aktarıcıya teslim edildikten hemen sonra bir ren geyiği sürüsünün peşine düşüp gözden kaybolmuştur. Bu yüzden basın, serumu kabaya ulaştıran köpeği haberleştirip ünlü ettirmiştir (Balto). Oysa Balto sadece son 48 km’yi koşmuştu ama Togo tek başına 400 km kızak çekmişti.

2. Yossi Ghinsberg, Canlandıran: Daniel Radcliffe, Film: Jungle (2017)

Yossi Ghinsberg, Canlandıran: Daniel Radcliffe

Ghinsberg, 33 yaşındayken, yani 1993 yılında Bolivya’nın yağmur ormanlarında bugüne kadar duyulmuş en büyük hayatta kalma hikayelerinden birinin başrolü oldu.

Olaylar Ghinsberg’in Henri Charriere’nin meşhur kitabı Kelebek’i okuyup benzer maceralara atılmak için seyahate çıkmaya karar vermesiyle başladı. Norveç’ten Alaska’ya kadar dünyanın dört bir yanını dolaşan Ghinsberg’in yolu bir gün Bolivya’da Avusturyalı bir arkeolog olan Karl Rurechter ile kesişti. Yeni tanıştığı bu adamdan çok etkilenen Yossi, Karl’ın Bolivya yağmur ormanlarında altın arama fikrine sıcak baktı ve arkadaşları Kevin ile Marcus’u da bu maceraya dahil ederek Karl’la birlikte Bolivya yağmur ormanlarında yola çıktı.

Yossi Ghinsberg

Doğa sporlarına özellikle de trekking’e alışkın olan Yossi için bu aynı zamanda eğlenceli bir gezi olacak gibi görünüyordu ama öyle olmadı. Ormanın derinliklerinde haftalarca gezinen dört kişilik ekibin yemek stokları tükenmiş ve nerede olduklarını bile bilmedikleri bir yerde kapana kısılmışlardı. 

Başlarda hayran olduğu Karl ile arası bozulan Yossi ise altın arama çalışmalarını bırakıp dönmeye karar verdi. Ama nasıl döneceğini bilmiyordu ve ekip içinde kavgalar da çoğalınca Yossi, Karl’ın sal yapıp dönme önerisini reddedip orman yolundan dönmeye karar verdi. Arkadaşı Kevin da ona katıldı. Marcus ise Karl ile kalmayı tercih etmişti. Yossi ve Kevin nehrin üst tarafından salla geçmeye çalışırken Kevin saldan düştü ve şelaleden yuvarlandı. Yossi daha sonraki üç haftayı yalnız ve tam bir yaşam mücadelesiyle geçirecekti.

Yossi, en başta tam dört gün nehir boyunca arkadaşı Kevin’ı aradı. Bulamayınca yeniden orman yoluna geçti. Bir bataklığa saplandı, ardından ise bir sivrisinek saldırısı sonucu hummaya yakalandı. Bir yandan da açlıkla mücadele eden Yossi, nerdeyse hiçbir şey yiyemiyor sadece yabani meyve ve salyangoz bulduğunda karnını doyurabiliyordu. Nerede olduğunu bile bilmeden, kaybolduğu ormanda 14’üncü gününü geçirirken ise sele yakalandı. Selden sonraki beş günde ise hiç yiyecek bulamadı.

Yossi Ghinsberg-1

Bütün bunların üstüne bir gece ava çıkmış bir leopar ile karşılaştı ama söylediğine göre leopar onu biraz kokladıktan sonra yoluna devam etti. Kayboluşunun 19’uncu gününde artık yürüyemiyor ve sürekli halüsinasyonlar görüyordu.

Diğer tarafta ise şelaleden düşüp kaybolan Kevin yaralı olarak bir amazon kabilesi tarafından bulunmuştu. O sıralarda maceracıları aramaya devam eden kurtarma ekibi, Yossi’yi üç gün sonra kendinden geçmiş bir halde buldu. Yossi, yaklaşık dört ay hastanede kaldıktan sonra memleketine geri döndü. Yanında bu macerada hayatta kalan diğer arkadaşı Kevin da vardı. Diğer arkadaşları Marcus ve Karl’dan ise bir daha haber alınamamıştı. Ve bugüne geldiğimizde de o ikiliye dair bir iz bulunamadı.

3. Christopher Mccandless, Canlandıran: Emil Hirsch, Film: Into The Wild (2007)

Christopher Mccandless, Canlandıran: Emil Hirsch

Christopher Mccandless, Mayıs 1990’da tarih ve antropoloji üzerine lisans eğitimini tamamlar. Bir aile dostu tarafından yüksek lisans eğitimi için kendisine verilen 25.000 Amerikan dolarını Alexander McCandless ismiyle —daha sonradan Süper Berduş anlamına gelen Supertramp soyadını kullanacaktır— Oxfam International adlı bir açlıkla mücadele vakfına bağışlar. Ailesini, arkadaşlarını, kısaca yaşadığı toplumu terk ederek iki yıl boyunca Amerika ve Meksika’nın kuzeyini kimi zaman yürüyerek kimi zaman otostop çekerek kimi zamansa bir kano ile yanında sadece bir sırt çantasıyla dolaşır.

İki yılın ardından Asıl Yolculuk olarak adlandırdığı ve medeniyetten uzak olduğu için sürekli hayalini kurduğu Alaska yolculuğuna başladı. Bu, onun son yolculuğu olmuştur. Chris, Nisan 1992’de otostop ile Kuzey Dakota’dan, Alaska’nın Fairbanks şehrine ulaştı. Son olarak 28 Nisan 1992’de Chris’i kamyoneti ile vahşi doğaya bırakan Jim Gallien tarafından görüldü. Chris, Jim’in hediye ettiği bir çift bot, iki adet sandviç ve bir paket mısır cipsi ısrarı dışında Jim’in hiçbir tavsiyesini dinlemedi. Chris, Jim’in kamyonetinden ayrıldıktan sonra şans eseri denk gelip içerisine yerleşeceği terk edilmiş otobüsü bulana kadar yaklaşık olarak 64 kilometre yürümüştür.

Christopher Mccandless-1

Yanında sadece 4.5 kilogram pirinç, bir yarı otomatik tüfek, arasında yerel bitkiler hakkında bilgi veren kitapların da bulunduğu birkaç kitap ve birkaç kamp ekipmanı vardı. Orada geçirdiği süre boyunca kirpi, sincap, kuş ve Kanada geyiği gibi hayvanları avlayıp yiyen Chris, kısa notlar ile günlerini not etmiştir. Notları toplam olarak 112 günü içermektedir. Yaklaşık üç ay boyunca terk edilmiş otobüste yaşayan Chris, Temmuz 1992’de geri dönmeye karar verdi. Fakat geri dönmeye çalıştığında Teklanika Nehri’nin yükselmiş olduğunu fark etti. Av bulamayan Chris, bir gün yaralandı ve zayıflayıp güç kaybetmeye başladı. Nehri geçemeyen Chris etrafa yardım notları bırakmaya başlamıştır.

Alaska’da vahşi doğada dört ay boyunca yanında harita, pusula gibi ekipmanlar dahi olmadan, çok az malzemeyle hayatını devam ettiren Christopher, Ağustos başlarında hayatının son hatasını yaptı: O dönemde av bulamadığından çevreden topladığı meyve ve bitki kökleriyle yaşayan Chris, zehirli bir bitki tohumunu (Hedysarum alpinum veya Hedysarum mackenzii) yiyerek zehirlendi. 12 Ağustos’ta günlüğüne son kaydını düştü: “Harikulade Böğürtlenler”.

Christopher Mccandless

18 Ağustos 1992’ye kadar çetelesini tuttuğu günler dışında yaşadığına dair bir iz bırakmayan McCandless 18 Ağustos sabahı Louise L’Amour’un biyografisi olan “Bir Gezginin Eğitimi” adlı kitabın son sayfasını kopardı. Sayfanın bir yüzünde L’Amour’un, Robinson Jeffer’in “Kötü Anlarında Bilgeler” şiirinden alıntıladığı dizeler yer alıyordu. Sayfanın boş olan diğer yüzünde ise McCandless’in kısa bir veda yazısı yer alıyordu: “Mutlu bir hayat yaşadım ve bu yüzden Tanrı’ya müteşekkirim. Hoşça kalın, Tanrı hepinizi kutsasın”.

Cansız bedeni 6 Eylül 1992’de, kaldığı otobüste Butch Killian adlı bir avcı tarafından bulundu. Bulunduğunda 30 kg olarak tartılan bedeninin, bulunmasından yaklaşık olarak iki hafta önce yaşam faaliyetlerine son verdiği düşünülmektedir.

4. Cheryl Strayed, Canlandıran: Reese Witherspoon, Film: Wild (2014)

Cheryl Strayed, Canlandıran: Reese Witherspoon

Wild (Yaban) Filmin uyarlandığı kitap olan “Wild: From Lost to Found on the Pacific Crest Trail” Amerikalı yazar Cheryl Strayed tarafından kaleme alınmış bir anı romanıydı. Strayed bu kitapta çeşitli zorluklardan sonra hayatında yeni bir sayfa açan yolculuğu anlatmıştı. Kitap basıldığı dönem New York Times Best Seller listesinde birinci sıraya yükselmişti.

Hikayenin gerçek kahramanı Cheryl Strayed yaşadığı deneyimi şu sözlerle yorumluyor: “Pacific Crest Yolu’nu 94 günde yürümek benim için büyük fiziksel bir girişim olduğu kadar ruhani bir seyahatti aynı zamanda. Çoğu insanın yabana döndüğü kadar bende patikaya döndüm. Kaybolmuş ve çaresiz hissettiğim zaman, nasıl ilerleyebileceğimi bilmediğim bir yerde bile olsam, patika bana motomot bir ayağımı öbürünün önüne atmamı öğretti.”

Advertisements
Advertisements

5. Don Shirley, Canlandıran: Mahershala Ali, Film: Green Book (2018)

Don Shirley, Canlandıran: Mahershala Ali

1962’de siyah caz piyanisti Don Shirley, ABD’nin güney eyaletlerini kapsayan bir turneye çıktı. Şoförü ve koruması Tony Lip adlı bir beyazdı.

Manhattan’tan yola çıkan ikili, ülkedeki ırklar arası gerilimin en üst düzeyde olduğu bir dönemde, ABD’nin en ırkçı bölgelerinde güvenli seyahat için, küçük, yeşil bir kitaba güvenmek zorundaydı.

1936’de 10 sayfalık bir broşür halinde başlayan “The Negro Motorist Green Book – Zenci Sürücünün Yeşil Rehberi”, siyah gezginlere hizmet veren restoran, bar ve mola yerlerini listeliyordu.

6. Hugh Glass, Canlandıran: Leonardo Dicaprio, Film: The Revenant (2015)

Hugh Glass, Canlandıran: Leonardo Dicaprio

Hugh Glass, Amerikan sınır sakini, kürk kaçakçısı, kürk satıcısı, avcı ve gezgindir. Amerika’nın Pennyslyvania eyaletinde doğan Hugh Glass, İskoç-İrlanda kökenli bir aileden gelmektedir. Glass; Yukarı Missouri Nehri, Montana, Kuzey Dakota, Güney Dakota ve Nebraska’nın Platte Nehri çevrelerinde yaşamış ve gezgin olmaya karar vermiştir. Glass genellikle hayatta kalış hikâyesi, intikamı, arkadaşları tarafından ölüme terk edilişi ve bir boz ayı tarafından hırpalanıp ağır bir şekilde yaralanması ile bilinir. Glass ayı saldırısı ve yaşadığı zorlukları anlatmak için hayatta kalmıştır. Glass 1833 yılında Yellowstone Irmağı yakınlarında 2 yoldaşı ile birlikte Arikaralar tarafından öldürülmüştür.

7. Tami Oldham, Canlandıran: Shailene Woodley, Film: Adrift (2018)

Tami Oldham, Canlandıran: Shailene Woodley

1983 yılında Tami Oldham Ashcraft ve nişanlısı Tahiti’den San Diego’ya gitmek üzere yelkenliye binerler. Seyahatin 3. haftasında şiddetli i bir kasırga kopar. Tekne alabora olur ve nişanlısı denize düşer. Tek başına kalan Tami, eğreti bir yelkenli yapmayı başarır ve yönünü Hawaii’ye çevirir. Nişanlısı ise 41 gün boyunca bir kutu yerfıstığı ezmesi ve birkaç kutu konserve yiyecek ile hayatını sürdürüp 2400 metre uzaklıktaki karaya çıkmayı başarır.

8. Frank Vallelonga, Canlandıran: Viggo Mortensen, Film: Green Book (2018)

Frank Vallelonga, Canlandıran: Viggo Mortensen

‘Yeşil Rehber’ (‘Green Book’), 1962’de geçen ve Amerikan tarihinin bitmez tükenmez günahlarından biri olan ırkçılığa dair bir öykü anlatıyor. Filmin iki ana karakteri var: Biri İtalyan kökenli, gece kulüplerinde ‘fedailik’ yaparak hayatını kazanan ama çalıştığı mekân bir süreliğine kapanınca geçici bir iş bakan Frank Anthony Vallelonga ya da yakın çevresinin Tony Lip diye çağırdığı iki çocuk babası bir beyaz; diğeri de Dr. Don Shirley sahne adını kullanan siyahi bir müzisyen. Shirley, ‘Caz Trio’suyla birlikte ‘Derin Güney’e kadar uzanan iki aylık turnesi için bir şoföre ihtiyaç duyuyor, Tony Lip başta nazlansa da karısı Dolores’in ikna olması sonucu işi kabul ediyor.

Evine gelen siyahi işçilerin limonata içtikleri bardakları çöpe atacak kadar ırkçı bir yapıya sahip olan İtalyan kökenli şoförle müşterisi arasındaki kültürel refleksler ve hayata karşı duruş açısından var olan farklılıklar ve mesafeler, bir süre sonra önemsizleşiyor, yok oluyor ve zamanla, sarsılmaz bir dostluğun temelleri atılıyor.

9. Nando Parrado, Canlandıran: Ethan Hawke, Film: Alive (1993)

Nando Parrado, Canlandıran: Ethan Hawke

Uruguay ragbi takımını taşıyan özel uçak And Dağlarının Şili topraklarında yer alan bir tepesine düşer. Takım uluslararası turnuvaya katılmak için o uçaktadır. Toplam 45 kişidirler. Bir haftanın ardından yalnızca 27 kişi hala hayattadır. Sonunda, en çok da Nando sayesinde, yalnızca 16 kişi hayatta kalır.

Kaza 13,000 fit yüksekliğinde tamamen karlarla kaplı kayalık alanda meydana gelir. Bu tepede ne bir şey vardır ne de birileri yaşamaktadır.

Nando Parrado annesi ve kız kardeşi ile yolculuk yapmaktadır. Uçak kaza yapar yapmaz annesi can verir. Kız kardeşi hayattadır fakat yaralanmıştır. Bu sırada Nando da yaşamla ölüm arasında gidip gelmektedir. Üç gün boyunca bilinci kapalı kalır ve uyanana dek arkadaşları onunla ilgilenirler. Ardından Nando Parrado kendini kız kardeşi ölene dek onun bakımına adar.

Nando Parrado

Bu genç Uruguaylı makine mühendisliği öğrencisi, grup içinde düşük profilli biridir. Fakat kaybettiklerine rağmen hayatta kalma isteği diğerlerinden daha fazladır. Nando’nun tek düşünebildiği oradan nasıl kurtulunabileceğidir.

Bu genç insanlar bir bir hayatlarını yitirmeye başlarlar. Bu yüzden Nando dağı tek başına aşıp bir yerleşim yeri bularak yardım çağırmaya karar verir. Sonunda takım arkadaşı Roberto Canessa’yı kendine eşlik etmeye ikna eder. İkisi çok tehlikeli bir yolculuğa çıkarlar. Çok az yemekle, tırmanma ekipmanı ya da sığınacak bir yer olmadan amaçlarına 10 günün sonunda ulaşırlar.

Nando Parrado ve arkadaşları, medeniyete ulaştıkları gün hemen yetkilileri kazanın gerçekleştiği yere götürürler. Bu sayede Parrado’nun 14 arkadaşı kurtulur. Bu olay birkaç saat içinde dünyanın dört bir yanında duyulur. Fakat 2 aydan uzun bir süre boyunca yemek yemeden nasıl hayatta kalabildikleri sorulduğunda, tartışmalara yol açan mesele gün yüzüne çıkar.

Nando Parrado-1

Bu genç insanlar, insan eti yemeye karar vermişlerdir. Ellerinde hiç erzak bulunmadığı için, karın altında kalan cesetlerle beslenirler. Bu haber bir skandal yaratır.

Nando Parrado bu olayı şöyle ifade eder: “Tek bir seçeneğiniz olduğunda, o seçeneği değerlendirmek zorunda kalıyorsunuz. Eğer iki seçeneğiniz varsa, bu seçenekleri değerlendirip bir karara varabilirsiniz. Ama tek seçeneğiniz varsa… Bu gizemli ya da karışık bir durum değil. Tek bir seçenek olduğu için bu düşündüğünüzden de kolay.”

10. Aron Ralston, Canlandıran: James Franco, Film: 127 Hours (2010)

Aron Ralston, Canlandıran: James Franco

Aron Ralston 26 Nisan 2003 tarihinde, Utah’ın Wayne County bölgesinin doğusunda, Canyonlands Ulusal Parkı’ndaki Horseshoe Kanyonu’nun hemen güneyindeki Blue John Kanyonu’ndan geçiş yapmaktaydı. Aşağı inerken bastığı büyük kaya yerinden oynadı; Ralston’un sağ eli ve kolunun ön bölümü ezildi ve kaya ile kanyon duvarı arasında kaldı. Kanyona geleceğinden kimseye bahsetmeyen Amerikalıyı, bu sebeple kimse de arayamayacaktı.

Ölümü düşünen dağcı, bir yandan kolunu kurtarmaya çalışırken, yanında kalan suyu (yaklaşık 350 ml) azar azar kullanarak beş gün geçirdi. Kolunu kurtarma çabaları 360 kg’lık kaya karşısında faydasız olmuştu. Üç gün boyunca kayayı kaldırmaya ve bir şekilde kırmaya çalışan Ralston, susuzluk ve ruh halinin etkisiyle, sıkışan kolunu ön bölümden kesmek üzere hazırladı. Turnike ile denemeler yapan Ralston, ilk gün sadece küçük kesikler oluşturabildi. Dördüncü günde kolunu kemikten kesmesi gerektiğini fakat elindeki aletlerin buna yetmeyeceğini fark etti.

Aron Ralston

Beşinci günde suyu tükenen Ralston, kanyon duvarına adını, doğum tarihini ve tahmini ölüm tarihini kazıdı; ailesine son sözlerini videoya kaydetti. Geceden sağ çıkacağını düşünmüyordu. Bir sonraki günün sabahına da uyanınca, kemiği kırabileceği düşüncesi yeniden oluştu. Bunu da başaran Amerikalı, iki inçlik kör bıçağa sahip çakısıyla yaklaşık bir saatte kolunu kesti. Ralston çakının üreticisi hakkında, Leatherman olmadığı dışında, bilgi vermedi; durumu “15 dolarlık bir lamba ve yanında bedava bir çakı aldığınızda ne alabiliyorsanız o” şeklinde anlatmıştı.

Ralston sıkıştığı yerden kurtulsa da hala arabasına gidebilmesi gerekiyordu. Düştüğü yerden tırmanarak çıktıktan sonra, yaklaşık 20 metrelik dik yamaçtan aşağı tek eliyle inmeyi başardı. Ardından da kanyonu güneş altında yürümeye başladı. Arabasından 13 km kadar uzaktaydı. Yürüyüşü sırasında Eric ve Monique Meijer çifti ile oğulları Andy’e rastladı. Hollandalı aile Raltson’a su verdi ve yetkilileri durumdan haberdar etti. Ralston kan kaybından öleceğini düşündüyse de ailesinin kayıp bildirimiyle aramalara yeni başlamış kurtarma ekipleri, helikopterle gelerek, kolunu kesişinden altı saat sonra onu kurtardı.

11. Donald Crowhurst, Canlandıran: Colin Firth, Film: The Mercy (2017)

Donald Crowhurst, Canlandıran: Colin Firth

1968–1969 tarihleri arasında düzenlenen ve dünya çevresinde ilk solo yelken yarışı olan Sunday Times Golden Globe yarışı, trajik bir olaya sahne olmuştu. Batmakta olan işini kurtarmanın yolunu yarışı kazanmak ve para ödülünü almakta gören Crowhurst, yarışta kestirmeden gitmek için bir plan yapmıştı. Yolculuğun erken safhalarında zorluklarla karşılaşan iş adamı, yanlış rotalar bildirerek, dünya çevresinde tam bir dönüşü tamamlamadan bitiş noktasına ulaşmaya çalıştı. Gizlice rotasını terk eden Crowhurst’ün ardında bıraktığı kanıtlar, okyanusta tek başına kalmanın onu delirttiği ve intihara sürüklediği yönünde olmuştu.

12. Heinrich Harrer, Canlandıran: Brad Pitt, Film: Seven Years In Tibet (1997)

Heinrich Harrer, Canlandıran: Brad Pitt

Heinrich Harrer, Avusturyalı dağcı, gezgin, coğrafyacı ve yazardır. 1933-1938 yıllarında Graz’da Karl-Franzens Üniversitesi’nin coğrafya ve spor dallarından mezun oldu ve bitirme sınavını verdiği gün İsviçre’de Berner Oberland’a giderek Eiger Dağı’na sarp kuzey duvarından çıkan ilk dağcı grubuna katıldı. 1933’te Avusturya’da o zaman yasak olmasına rağmen SA’ya, 1 Nisan 1938’de SS’e girdi.

1939 yılının yazında Nanga Parbat keşif gezisine Alman Himalaya Vakfı tarafından gönderildi. Fakat dağa çıkmadan o yılın sonbaharında İngilizler tarafından esir edildi. Esaret kampından 5 kez kaçmaya çalıştı ve sonunda Peter Aufschnaiter ile beraber 29 Nisan 1944’te kaçmayı başardı. Aylarca 5.000 metrenin altında olmayan geçitlerden geçerek 15 Ocak 1946’da Tibet’in başkenti Lhasa’ya vardı. Orada 14. Dalai Lama ile tanıştı. Hayatının sonuna kadar sıkı dost kaldılar.

1950/51’de Çin, Tibet’e saldırınca oradan Hindistan’a kaçtı ve biraz sonra Avrupa’ya döndü. Maceralarını “Tibet’te yedi yıl” (Sieben Jahre in Tibet) adlı kitabında anlatan Harrer’in bu kitabı, 1956’da ve 1997’de filme alındı (1997 yapımında Harrer’i Brad Pitt oynuyor).

Üç kere evlenen Harrer, 7 Ocak 2006’da Friesach’ta 94 yaşında öldü.

Advertisements
Advertisements

İlginizi çekebilecek diğer içerikler