Bilinen En Şaşırtıcı Tarihi Bilgi: Tarihin Tozlu Sayfalarında Kalmış Şaşırtıcı Bilgiler

Toprak Ergin 13 Mayıs 2020

Ekşi Sözlük yazarları bilinen en şaşırtıcı tarihi bilgi başlığında birbirinden şaşırtıcı tarihi bilgileri paylaştılar, sizler için bazılarını derledik.

Tarih zaten başlı başına şaşırtıcı olaylardan oluşan bir birikim. Ancak elbette tarihte gerçekleşmiş her olayı, her savaşı, her macerayı bilmek mümkün değil. Kitaplar, internet siteleri, belgeler, vs. bunun için var, tarihi okuyup öğrenmek için. Yine de bazı olaylar öylesine gizliyor ki kendini çok uzun süre öğrenmek mümkün olmuyor. Öğrendiğimizde de şaşırtıcı bilgi olarak hafızamızdaki yerini alıyor. İşte Ekşi Sözlük yazarları hafızalarında kalan şaşırtıcı tarihi bilgileri, “bilinen en şaşırtıcı tarihi bilgi” başlığının altında topladılar. Biacaip olarak biz de sizler için bu şaşırtıcı bilgilerden küçük bir derleme yaptık. İşte muhtemelen ilk defa duyacağınız şaşırtıcı tarihi bilgiler.

Vincent Van Gogh köylü teması üzerine resim çalışmaları yapmak için uzunca bir süre köylülerin içinde yaşayıp onlardan biri gibi davranmıştır.

Van gogh tablosu

Şivesi bile değişen Van Gogh, güneşin alnında hasat kaldırmış ve çobanlık yapmıştır.

Korsanların neden tek gözleri kapalı oluyor?

Korsan

Korsanlar tek gözünü güvertedeki aydınlığa öteki gözünü ise ambardaki karanlığa adapte etmek için göz bandı takarlardı.

Manhattan’ın hikayesi.

Manhattan

New York’un ünlü Manhattan adası (şu an ABD’nin en pahalı arazisi) bir tüccar tarafından Kızılderililerden 24 dolar değerindeki incik boncuk karşılığında satın alınmış Manhattan’a ilk olarak Hollandalı göçmenler yerleşmiş ve bölgeye New Amsterdam adını vermişler bölgeye daha sonra yerleşen İngilizler ise New York adını vermişler.

Latife Hanım ve Attila İlhan şiiri

Latife Hanım ve Atatürk

Atatürk’ün zevcesi Latife Hanım; Attila İlhan’ın şiirinde ve o şiirden Timur Selçuk tarafından yapılan nefis şarkıdaki karantinalı Despina’nın, işgal öncesindeki sevgilisi Muammer Bey’in kızıdır.

Advertisements
Advertisements

Topuklu ayakkabılar erkekler için midir yoksa kadınlar için mi?

Topuklu ayakkabı giyen saraylı erkektablosu

Topuklu ayakkabılar ilk olarak 1600’lü yıllarda erkekler tarafından at binmeyi kolaylaştırmak için giyilmeye başlanmış. Delikanlılığa sığarmış o zamanlar tabi. Daha sonra kadınlar daha erkeksi görünmek için topuklu giymeye başlamışlar. Herhalde daha sonra kadınlar bakmış daha kadınsı olmuş olay, bu sefer erkekler daha kadınsı olmamak için sektörden çekilmiş. İlginç bir döngü.

Bir başka iddiaya göre ise, Avrupa’da 17. yüzyılda aşırı derecede pislik hakimdi. Henüz insanlar sabunlarla tanışmamış, yollar, caddeler, sokaklar hayvan pisliği ve dışkılarla kaplıydı. Sokakta yürüyen erkeklerin ayağına pislik bulaşmasın diye, yüksek topuklu ayakkabı üretilmeye başlandı. Böylece erkekler Avrupa’nın pis sokaklarında rahatça dolaşıyor. Ayaklarının içerisine pislik girmiyordu.

Mısır’da da topuklu ayakkabı, sınıf belirtme sembolü olarak kullanıldığı gibi kasapların kesim yaparken ayaklarını kandan uzak tutması amacıyla da kullanılmıştır.

Sezar’ın ” Veni, Vidi, Vici ” sözlerinin şu an Tokat’a denk düşen topraklar içinde söylenmiştir.

Julius Sezar

2055 yıl önce Antakya üzerinden Tokat’ın Zile ilçesine gelen Jül Sezar, Pontus kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğratmış ve tarihe geçen sözleriyle zaferini tescillemişti: “Veni, Vidi, Vici” Geldim, gördüm, yendim…

Giordano Bruno: Yaşamak için elimden geleni yaptım…

Giordano Bruno

Bilim ve felsefenin en büyük şehidi Giordano Bruno, doğruları uğruna kiliseye savaş açmış ve bedenen öldürülmesine rağmen fikirlerinin ölümsüzlüğü ile kazanan olmuştur. Aydınlanma döneminin en önemli figürlerinden olan Bruno, kilise tarafından yakılırken bile fikirlerinden asla vazgeçmemiştir. Fikirleri yüzyıllarca kilisenin gücünü tüketmiş olan Bruno’nun heykeli, yıllar sonra kilisenin tam karşısına dikilmiştir. İyilerin de en az kötüler kadar gözü kara olabileceğinin ve iyiliğin muhakkak kazanacağının arketipidir.

Erkek örgü kulübü

Örgü ören kadın

İngiltere ve İrlanda’da örgü başlangıçta erkek işi olarak kabul ediliyordu. Kadınların örgüyle ilgilenmeleri bile yakışıksız sayılıyordu. Kadın yün eğiriyordu, ancak bu yünü örme ayrıcalığı erkeğe aitti. Örücülerin meslek loncaları vardı ve bu loncalara girmek isteyen gençler, bir örgü ustasının yanında en az üç ay çıraklık eğitimi almak, sonra değişik teknikler ve örgü yöntemleri öğrenmek için gezilere çıkmak zorundaydılar. Geziden döndüklerinde, belli sayıda orijinal motifi en kısa sürede ve kusursuz bir teknikle örebildiklerini ispatlayacak bir sınavdan geçmeleri gerekirdi.

Advertisements
Advertisements

İsrail devletinin kurucusu ve ilk başbakanı İstanbul Hukuk Fakültesi’nde eğitim görmüştür.

Ben Gurion

1947 yılında kurulan İsrail Devleti’nin ilk ve kurucu Başbakanı olan Ben Gurion İstanbul Üniversitesi’nde Hukuk eğitimi görmüştür.

Gurion’un İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın resmi internet sayfasında yer alan 8 Mayıs 2003 tarihli biyografisi incelendiğinde, kendisinin 1912 yılında İstanbul’da hukuk öğrenimine başladığı ancak Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle beraber diğer siyonist liderlerle beraber sınır dışı edildiği bilgisi mevcut.

Stadel heykeli; bilinen en eski hayvan insan heykelidir.

Stadel Heykelciği

32.000 yıl önce mamut dişinden yapılmış olup, bugün bir otomotiv markası olan Peugeot amblemi bu heykelden esinlenerek oluşturulmuştur.

Oğlunu kendisine tehdit olarak gören Johann Strauss

Johan Strauss II
Johann Strauss II

Johann Strauss’un oğlu vals kralı Johann Strauss II, müzikteki yeteneği ile babası tarafından tehdit olarak görülmesi üzerine, zorla banka memurluğuna gönderilir. Bankadan istifa edip müziğe dönen oğul Strauss, kısa sürede şöhret basamaklarını tırmanıp döneminin en önemli saray bestecisi olur. Babası, oğlunun yükselişini engelleyemedikten sonra onunla ortak müzik yapmak ister ama gururlu oğlu tarafından reddedilir. Strauss II, babası tarafından terk edilen annesinin bakımını üstlenir ve yazılmış en güzel valslerden birçoğunu besteler.

İlk sigorta şirketi

İlk sigorta şirketi

1744’te İskoçya’da yaşayan “Alexander Webster” ve “Robert Wallace” adında iki din adamı, ölen din adamların kalan dul eşlerine ve yetimlerine ödenek sağlayabilmek için her yıl tahminen kaç papazın öleceğini, geriye kaç dul ve yetim kalacağını ve bu dulların ve yetimlerin ölen kocalarından sonra ortalama kaç yıl yaşayacaklarını hesaplayıp bir istatistiksel veri oluşturdular. Daha sonra bu verilere dayanaraktan kilisede çalışan rahiplerin aylık maaşlarından belli bir oranda kesinti yapıp bir fon oluşturarak bugünkü anlamıyla bireysel emeklilik ve sigorta şirketi mantığının temelini attılar.

Advertisements
Advertisements

Frankenstein ve Vampir hikayelerinin ortaya çıkış hikayesi

Mary Shelley

1815’te yaşanan Tambora yanardağı patlaması nedeniyle 1816 yılı aşırı soğuk geçer ve yazsız yıl olarak bilinir. Yılın böyle soğuk ve cansız bir gününde zamanın ünlü yazarı Lord Byron, Cenevre’deki yazlık evine birkaç İngiliz arkadaşını davet eder. Davetliler arasında Mary Shelley ve John William Polidori vardır.

Her yerde olduğu gibi Cenevre’de de hava buz gibidir, yaz havası yoktur. Evin içinde oturmaya mahkum olurlar ve zamanla davetlilerin canı sıkılmaya başlar. Lord Byron bu duruma bir çare bulma arayışına girer ve çok geçmeden aklına bir fikir gelir. Kasvetli günlere uygun olarak davetlilere bir korku hikayesi yazmalarını önerir. Bu fikir davetlilerin ilgisini cezbeder ve iyi bir korku hikayesi yazmak için yarışa girişirler.

Drakula

Bu öyle bir yarışmadır ki, Cenevre’deki o evden iki tane kült korku hikayesi çıkar. Mary Shelley, “okuyucu çevresine bakmaya cesaret edememeli, kanı damarlarında donmalı ve kalbi hızla atmalı” gibi bir anlayışla yola çıkarak, içinde bulundukları yazsız yıldan da ilham alarak; buzların içinden çıkıp gelen bir canavarı, “Frankenstein’i yazar. Polidori ise güneşin görünmemesinden ilham alır ve güneş ışığında yaşayamayan bir mahlukat yaratır. İlk yayınlanan vampir hikayesi olan, Drakula’nın öncüsü “The Vampyre”i yazar. Böylelikle bu iki korku timsali, 1816’nın yazsız yılında bir can sıkıntısı aktivitesiyle ortaya çıkar. Çok geçmeden bu hikayeler korku edebiyatının sükse yapmasına yol açar.

Osmanlı tarihinin en kısa süre sadrazamlık yapan kişisi Zurnazen Mustafa Paşa’dır.

IV. Mehmed
IV. Mehmed

5 Mart 1656 tarihinde sadece dört saat boyunca sadrazamlık yapmıştır.

Bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla…

Gladyatör mozaiği

“Bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla” sözü, koskoca roma imparatoruna kafa tutan gelmiş geçmiş en büyük devrimcilerden biri olan Spartaküs‘e aittir.

İlginç bir Osmanlı ocağı: Mayangalar ocağı

Osmanlı sarayında siyahiler

Osmanlı imparatorluğu mahalli teşkilatında günümüzde tamamen unutulmuş bir ocak daha vardır: Mayangalar ocağı!

Habeşistan asıllı siyahi kadınlardan oluşan bu ocaktakilerin görevleri cin çıkarmaktır. Çoğu saray ahalisi ve İstanbullu bu kişilerden medet ummuştur.

Advertisements
Advertisements

Soyadı kanuna karşı çıkanlardan biri de Halide Edip’ti.

Halide Edip Adıvar

“Ben zaten ünlüyüm, adımı herkes bilir, soyadı almama gerek yok” diyordu. Konu Atatürk’ün kulağına kadar gidince kendisini uyarmış ve konuyu çözmüştü. Bunun üzerine Halide Edip tepki olarak “Adıvar” soyadını almıştır… “

Osmanlı padişahlarından III. Osman, 1703 yılında III. Ahmet tahta çıkınca kafese koyuldu.

III. Osman
III. Osman

1718-1730 yılları arasında lale devrinde Osmanlı sarayının en eğlenceli devri yaşanırken III. Osman olanları hiç göremedi ve sadece sesleri duymakla yetindi.

1703 yılından 1754 yılına kadar tam 51 yıl kafeste kaldı. 1754 yılında kendisine taht hakkı doğdu ve tahta oturdu.

III. Osman 51 senenin verdiği acıyla kadınlardan ve müzisyenlerden nefret etti. Padişah olunca saray müzisyenlerini katlettirdi ve cariyeleri görmemek için kendisine demir topuklu ayakkabılar yaptırdı. Bu sayede sultanın geldiğini duyan cariyeler sağa sola kaçışır asla sultana gözükmezlerdi. Öyle nefret doluydu ki saraydan bile nefret ederdi. En büyük hobilerinden birisi sivil kıyafetlerle halkın içine çıkıp, çarşıdan aldığı yiyecekleri at üzerinde yiyerek İstanbul’da öylece gezinmekti. Tahta geçtikten 1.5 yıl sonra hastalandı. 51 sene beklediği tahtta yalnızca 3 yıl oturabildi. 3 yılın sonunda 1757 yılında hastalıktan öldü.

Ömer Hayyam çok iyi bir matematikçiydi.

Ömer Hayyam

Üçüncü dereceden bilinmeyen denklemlerle ilgili yazdığı bir eserinde bilinmeyen rakamın yerine Arapçada “şey” anlamına gelen kelimeyi kullanmıştır. Daha sonra bu eseri diğer dillere çevrilirken İspanyolcaya “xay” olarak geçmiştir. Bu kelime ilk harfine indirgenerek bilinmeyen rakamın simgesi “x” olarak kullanılmaya başlamıştır. Binom açılımını ilk kullanan bilim insanıdır.

Portakalın adı Türkçeye “Portugal” yani Portekiz ifadesinden geçmiştir.

Küfesinde portakal taşıyan satıcı

Bunun nedeni Osmanlı’ya portakal meyvesinin Portekiz’den gelmesidir.

Advertisements
Advertisements

Osmanlı’da çöküşün başladığı tarih olan 11 Eylül 1697 Zenta Savaşı’nın adam akıllı hiçbir Türk tarih kitabında yer almamasıdır.

Zenta Muharebesi
Bilinen En Şaşırtıcı Tarihi Bilgi

Savaşta vezir-i azam dahil 30.000’e yakın (söylenen) Osmanlı askeri öldürülmüştür. Osmanlı imparatoru 2. Mustafa (ve sonrasında bütün Osmanlı padişahları) bu seferle birlikte son kez asker yanında savaşa çıkmıştır.

Akabinde gerçekleşen Karlofça Antlaşması ile çöküş dönemine girilmiştir.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler