Elinize Aldığınızda Bitirmeden Bırakamayacağınız 25 İnce Kitap

Sezgin Eroglu 24 Eylül 2018

Sayfa sayısı az, içeriği zengin, ufkunuzu açacak başucu kitapları.

Sayfa sayılarının az olması sizi yanıltmasın, bu kitapların çoğu hayata bakış açınızı, hayatı algılama biçiminizi değiştirecek nitelikte. Yolculukta, tatilde, bir bankta otururken, kahvenizi yudumlarken, vs. dalıp gideceğiniz ve kapağını kapatmadan bitireceğiniz kitaplar bunlar.
Kafka’dan Zweig’e, Saramago’dan Sabahattin Ali’ye kadar pek çok kıymetli yazarın klasikleşmiş bu ince kitaplarıyla hayatınızı zenginleştirmeye var mısınız?

1. Savaş Sanatı, Sun Tzu – 80 sayfa

Savaş sanatı
‘Savaşta usta asker sinirlenmeyen askerdir. Zaferde usta asker korkusuz askerdir. Bu nedenle akıllı olan savaşı önceden kazanır, oysa cahil olan kazanmak için savaşmak zorundadır.’ Kitabın içinde yer alan bu cümleden de anlaşılacağı gibi, Savaş Sanatı kitabı savaşmadan savaş kazanma sanatını ve inceliklerini anlatır. Her ne kadar kitap bir savaş sanatı kitabı olsa da içinde yer alan detayları sadece savaş için kullanmak haksızlık olur. Bütün hayatımıza uygulayabileceğimiz taktikler ve bilgiler bu kitapta bizi bekliyor.

2. Yeraltından Notlar, Fyodor Dostoyevski – 160 sayfa

Yer altından notlar
“İnsan olmak, gerçek insan, etiyle kemiğiyle insan olmak bile ağır gelir bize. Utanırız bundan, insan olmayı yüzkarası sayarız, benzeri olmayan toplumsal birtakım insanlar olmak için çabalarız. Ölü doğmuş insanlarız biz ve uzun zamandır canlı babaların çocukları değiliz, giderek daha çok hoşlanıyoruz böyle doğmuş olmaktan. Zevk duyuyoruz bundan. Çok yakın bir gelecekte bir şekilde düşüncelerden doğmanın yolunu bulacağız.”

Dostoyevski’nin Gogol etkisinden kurtularak kendi sesiyle verdiği ilk büyük yapıt olan Yeraltından Notlar, Avrupa’daki büyük varoluşçu edebiyatı müjdeleyen bir roman. Kitap, okuruna “yeraltı” diye adlandırdığı bir ruh halinden seslenen kahramanın uzun, çılgınca söyleviyle başlıyor. Ardından, bu ahlakçı, uyumsuz, dürüst kişinin yaşadığı bir aşağılanma olayı anlatılıyor. Yüz elli yıldır okunan gerçek bir başyapıt.

3. Satranç, Stefan Zweig – 71 sayfa

Satranç
New York’tan Buenos’e giden bir yolcu gemisinde yolcular arasında bulunan bir milyoner, dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic’e, ücret karşılığı bir parti satranç oynamayı önerir. İkisinin oyununu izleyen Avusturyalı Dr.B oyun sırasında kendini tutamayıp onların oyununa karışınca, şampiyonla karşılaşması önerilir kendisine. Gestapo tarafından bir otel odasına kapatılan, oyalanacak hiç bir şeyi olmadan, bu odada uzunca bir süre tek başına kalan, yalnızca sorgulama için bu odadan çıkartılan Dr.B bir gün, rastlantı sonucu gizlice eline geçirdiği bir satranç kitabından bu oyunun bütün inceliklerini öğrenmiştir. Satranç tahtası ve taşları yoktur, ancak, önce ekmek içinden yaptığı satranç taşlarıyla sonra da tümüyle belleğinde oynayarak kurumsal bir satranç ustası olup çikar. Ancak bu tutkusu yüzünden sinir krizlerine beyin ağrılarına yakalanır.

4. Palto, Nikolay Gogol – 96 sayfa

Palto
Palto, Gogol’ün kendi hayatıyla özdeşik ve gerçek hayatın mizahi üslupla bezendiği bir hikayedir. Sıradan insanların çektiği sıkıntılar, maruz kaldığı eşitsizlikler ve çektikleri acılar ele alınır.

Bir memurun anlatıldığı, mekan olarak ev ve memuriyet binası etrafında geçen, sakin ve durağan bir hayata sahipken, yazarın; “…İşinden ve yılda dört yüz rublelik gelirinden gayet memnun olan adamın bu huzurlu varlığı böyle sürüp gidiyordu. O talihsiz olaylardan biri başına gelmeseydi…” şeklinde bize, bu düzenin değişeceğini hissettirdiği andan sonra sıradan hayatı, hikayeye de ismini veren “Palto” ile birlikte talihsiz bir değişime uğrayacaktır.

Palto, Rus yazar Nikolay Vasilyeviç Gogol’un ilk olarak 1842 yılında yayımlanmış olan uzun öyküsüdür. Kitap yazıldığı dönemde Rusya’da yazarın kendi milletini aşağıladığı gerekçesiyle büyük tepkiler görmüştür. Fakat günümüzde Rus edebiyatının temelini oluşturan eserlerden biri olarak kabul edilir. Fyodor Dostoyevski de Gogol’un eserini “Hepimiz Gogol’un paltosundan çıktık.” diyerek yüceltmiştir.

5. Kırmızı Pazartesi, Gabriel Garcia Marquez – 111 sayfa

Kırmızı pazartesi
Gabriel Garcia Marquez’in, “Kırmızı Pazartesi” romanında, Kolombiya’nın bir kasabasında herkesin bildiği sadece öldürülen masum Santiago Nasar’ın bilmediği, işlenen bir “namus” cinayeti anlatılır. Bu cinayet gerçektir ve Marquez bu cinayetin çocuk tanıklarından biridir.

Marquez, romanda namus cinayetini ele alarak “toplumsal değer”lerin birey üzerinde baskı yaptığı ve bireyin davranışlarını etkilediğini ele alır. Eserdeki anlatıcı, bu namus cinayetini araştırır, başkalarının ifadelerine eserinde röportaj tekniğiyle yer vermekte, böylece bir yandan kahramanları ve toplumu tanıtmakta, bir yandan da eserine ironik bir nitelik kazandırmaktadır.

Sponsorlu Bağlantı
adsense
Sponsorlu Bağlantı
adsense
Sponsorlu Bağlantı
adsense

6. Yabancı, Albert Camus – 119 sayfa

Yabancı
Cezayir’de, tesadüfen bir Arap’ı öldüren Fransız, Mersault, kendisini ölüme götüren olayları kayıtsız şekilde izlemektedir. Her şey, kendiliğinden olup bitmekte, Meursault, topluma, kendine, adım adım yaklaşan ölüme, hayata, dünyaya ve eylemlerine yabancılaşmış ve kayıtsız kalmıştır.

7. Dönüşüm, Franz Kafka – 104 sayfa

Dönüşüm
Dönüşüm adlı anlatı, yazarın anlatım sanatının gerçek anlamda doruklarına ulaştığı bir yapıttır. Küçük burjuva çevrelerindeki tiksindirici aile ilişkilerini en ince ayrıntılarına kadar irdeleyen anlatı, aynı zamanda genelde toplumun kalıplaşmış, işlevini çoktan yitirmiş olan akışına bilinç düzeyinde başkaldıran bireyin tragedyasını çarpıcı biçimde dile getirir. Gregor Samsa’nın başkalaşması, bir böceğe dönüşmesi, salt bir çarkın kaskatı dişlisi, eleştirmeyen, ama yalnızca boyun eğen bir toplum teki olmaktan çıkma anlamı taşır; böylece böcekleşen’in yazgısı, elbet toplumca dışlanmaktır.

8. Fareler ve İnsanlar, John Steinbeck – 128 sayfa

Fareler ve insanlar
Fareler ve İnsanlar, birbirine zıt karakterdeki iki mevsimlik tarım işçisinin, zeki George Milton ve onun güçlü kuvvetli ama akli dengesi bozuk yoldaşı Lennie Small’un öyküsünü anlatır. Küçük bir toprak satın alıp insanca bir hayat yaşamanın hayalini kuran bu ikilinin öyküsünde dostluk ve dayanışma duygusu önemli bir yer tutar. Steinbeck insanın insanla ilişkisini anlatmakla kalmaz insanın doğayla ve toplumla kurduğu ilişkileri de konu eder bu destansı romanında. Kitabın ismine ilham veren Robert Burns şiirindeki gibi; “En iyi planları farelerin ve insanların / Sıkça ters gider…”

9. Küçük Prens, Antoine de Saint-Exuperry – 112 sayfa

Küçük prens
Kitabı anlamak kolaydır. İnsan, çocukluğundan parçalar taşıyor; çocukluğun nasıl bir şey olduğunu biliyor ise. Yoksa okuduklarını anlamlandıramaz insan. B612 gezegeninden gelip bize dünyanın aslında nasıl bir yer olduğunu anlatan bu sevimli dost, eminim her okuyana çok farklı şeyler katmıştır. Mesela büyüklere… Büyüklerin çocukları anlamak konusunda ne kadar yeteneksiz olduğunun bir kanıtıdır bu kitap. “Büyükler hiçbir şeyi kendi kendilerine anlayamazlar. Onlara durmadan her şeyi anlatmak da çocuklar için yorucudur.” Diyerek durumu açıklamıştır Küçük Prens.

10. Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali – 164 sayfa

Kürk mantolu madonna
Kürk Mantolu Madonna, Türk Edebiyatı’nın öncü yazarlarından biri olan Sabahattin Ali’nin başyapıtlarından biridir. Yazar kitapta Raif Efendi’nin içsel yolculuğunu aşk ile sarıp sarmalayarak okuyucuya sunmuştur. Okunduğunda uzun süreli izler bırakan, mutlaka okunması gereken bir kitap ve aynı zamanda psikolojik tahliller, betimlemeler açısından çok tatmin edici.

11. Otomatik Portakal, Anthony Burgees – 176 sayfa

Otomatik portakal
Otomatik Portakal adlı kitabında Anthony Burgess, oldukça farklı bir dille Alex adlı bir gencin çocukluktan olgunluğa erişim hikayesini anlatıyor. Modern bir klasik olarak nitelendirilen eser, bir klasik olmayı fazlasıyla hakkediyor. Hangi ülkede geçtiğini anlamasam da yazarın kendi ülkesi olan İngiltere’de geçmiş olabileceğini düşünüyorum. Kitapta ülkenin zalim ve otoriter bir rejimle yönetilmesi, adaletsizlikler ve halkın zalimce gerçeklerden uzak yaşamı dile getirilmiş.

12. Bilinmeyen Adanın Öyküsü, Jose Saramago – 64 sayfa

Bilinmeyen adanın öyküsü
Bilinmeyen Adanın Öyküsü, Portekizli yazar, şair, oyun yazarı ve gazeteci José Saramago’un yazdığı masal tadındaki uzun öykü kitabıdır. İlk olarak 2001 yılında yayımlanmış olan Bilinmeyen Adanın Öyküsü’nün Kırmızıkedi Yayınevi’ndeki ilk baskısı ise 2014 yılında yapılmıştır. Akıcı bir dil ve basit bir üslupla yazılmış olsa da yazar cümlelerin arasına küçük mesajlar sıkıştırmaktan geri durmamış.

Sponsorlu Bağlantı
adsense
Sponsorlu Bağlantı
adsense
Sponsorlu Bağlantı
adsense

13. Genç Werther’in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe – 192 sayfa

Genç Werther'in acıları
Aydın bir genç olan Werther, büyük kentin yarattığı ruhsal çöküntüden doğaya kaçarak Wahlheim’e yerleşir. Orada tanıştığı soylu bir ailenin güzel kızı Lotte’ye âşık olur. Lotte bu aşka kayıtsız kalmaz; ama Albert’le nişanlıdır ve verilen sözler kendisi için çok önemlidir.

Lotte, nişanlısı Albert ile evlenir. Werther ise bir aile dostu olarak yer alır yanlarında. Aşk ve dostluk arasındaki sınır çizgisinde gidip gelen duygular Lotte’yi ürkütür. Sınırı geçmekten korkan Lotte, genç adama bir daha görüşmemeleri gerektiğini bildirir. Werther’in bu ayrılık acısına dayanması mümkün değildir.

14. Martı Jonathan Livingston, Richard Bach – 152 sayfa

Martı
Richard Bach tarafından 1972 yılında yazılan masal tadında bir öykü olan “Martı”; hemcinsleri gibi sadece yemek peşinde koşmayan, birbirleriyle kavga etmeyen sıra dışı bir martı olan Jonathon Livinston’un hikayesini anlatmaktadır. İnsanlığı güzel bir şekilde eleştiren ve ders verici nitelikte yazılmış dünya edebiyatında önemli bir yeri olan kitaptır.

15. Simyacı, Paulo Coelho – 166 sayfa

Simyacı
Yüreğinin sesini dinleyerek gezgin olma isteyen ve dünyanın farklı yerlerinde yaşarsa mutlu olabileceğine inanan Santiago’nun gördüğü bir rüya ve babasının da telkinleri ile İspanya’dan kalkıp Mısır Piramitlerinin eteklerinde olduğuna inandığı hazinesini aramaya gitmesidir. Endülüslü çobanın çıktığı bu yolculuk fiziki âlemde Mısırdaki Piramitlere doğru, içsel âlemde ise kendini ve mutluluğu arayıp bulmak şeklinde olmaktadır. Santiago’nun bu yolculuğu İslam tasavvufundan izler taşıyan felsefi bir yolculuğa da dönüşecektir.

16. Siddhartha – Hermann Hesse – 152 sayfa

Siddhartha
Siddhartha, bir ‘yol’ ve ‘yolculuk’ kitabı. Bu yolculuk esnasında yolda bulunan her şey öğreticidir, yol bir arayışın kendisidir, aynı zamanda bulunamayandır. Yol bir varış noktası değildir belki ama insanı varacağı yere götüremeyendir de. Yola çıkmak bir başlangıç gibi görünse de Siddhartha’da biten bir şeylerin sonudur da. Bu kitapta Siddhartha; hem yoldur, hem yolcudur, hem yolda karşılaşanlardır hem de bunların hiçbiri olmaya yetmeyendir.

17. Ölümsüz Aile, Natalie Babbitt – 108 sayfa

Ölümsüz aile
Issız bir ormanın ortasında, suyundan içene ölümsüzlük vaat eden bir pınar… Bu pınarın suyundan içerek ölümsüzlüğe kavuşan, ama nedense ölümsüz olmaktan pek hoşnut olmayan bir aile…

Gün gelir pınarın başına bir genç kız gelir. Ölümsüz Aile, yani Tuck’lar, bu güzel kızın, pınarın suyundan içmesine engel olmak; akıp giden dünyanın, sürekli değişen bir doğanın parçası olmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu kanıtlamak zorundadır.

18. Hayvan Çiftliği, George Orwell – 160 sayfa

Hayvan çiftliği
George Orwell’ın mükemmel anlatımı ile var olan bu romanı, gerçek kişilikleri açıkça belirtmese de keskin zekâsıyla aslında gayet de açık bir kitap olmuştur. Her ne kadar hayvanlar üzerinden kurgulanmış bir hikâye olsa da politikanın gerçek yüzünü, iktidar mücadelesini korkusuzca ortaya dökmüştür. Başkahraman olarak Napoleon adlı domuzu yerden yere vururken gerçekte bahsettiği kişinin Stalin olduğu kabul edilmiştir.

Hayvanların Bay jones’u devirerek devrim yaptıkları çiftlik hikâyesi, birçok ülkede sansüre uğramış, İngiltere ve Amerika’ da engellenmeye çalışılmış ve bazı bölümlerde cümle değişikliğine uğratılmış olmasına rağmen yine de içeriğinden, gerçek anlatmak istediğinden uzaklaştırılamamıştır. Bu yönüyle Orwell’ın en iyi yapıtlarından biri olarak kabul edilmiştir.

19. Açlık, Knut Hamsun – 160 sayfa

Açlık
Yazar olma hayaliyle Kristiania’ya gelen yazarın, açlık, yoksulluk ve sıkıntılarla nasıl mücadele ettiği anlatılır. Bu eser hayalinden şaşmayan, bir gün ulaşabileceği umudunu içinde sürekli yeşerten, en son ihtimale kadar uğraşan bir adamın otobiyografik anılarını konu edinmektedir.

20. Tante Rosa, Sevgi Soysal – 106 sayfa

Sevgi Soysal, Tante Rosa’yı anneannesi, teyzesi ve kendisi olmak üzere üç neslin kadınlarının ortak sorunlarını, hayata karşı duruşlarını sentezleyerek oluşturmuştur. Eser, tek bir bireyin büyüme ve bilinçlenme dönemlerini anlatan bir tür olan bildungsroman olarak kabul edilir. Birbirine bağlı, kronolojik olarak sırlanmış 14 hikâyeden oluşur. Sürükleyici, yalın ve anlaşılır bir dile sahiptir. Tante Rosa’yı Almanca’ya Sevgi Soysal’ın annesi Aliye Yenen çevirmiş, esere ayrı bir anlam katan desenler Selçuk Demirel tarafından çizilmiştir.

21. Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, İlhami Algör – 65 sayfa

Dakat Müzeyyen bu derin bir tutku
İlhami Algör, Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku adlı kitabında, okuru farklı anlatım tarzı ve kısacık hikayesiyle baş başa bırakıyor. Kitapta çok fazla mecaz olsa da yazar ara sıra okuyucuya nefes aldırmayı da unutmamış. Kitapta belirgin olarak yalnızca üç karakter var gibi gözüküyor. Bunlar Müzeyyen, kızı ve kocası. Küçük kızın ve kocasının adı ise bilinmiyor. Hikaye Müzeyyen’in kocasının ağzından anlatılmış.

22. İtiraflarım, Lev Tolstoy – 95 sayfa

İtiraflarım
“Ölmeye ve dirilmeye dair yüzlerce olay hatırladım. Gördüm ki ben yalnızca Tanrı’ya inandığımda yaşıyordum. Tanrı’yı düşünmem yetiyordu, o zaman hemen diriliyordum. O’nu unuttuğum, O’na inanmadığım zamanlarda ise, yaşam da yok oluyordu. Yaşamın bu diriliş ve ölümleri neydi? Tanrı’nın varlığına inancı kaybettiğimde, sanki yaşamla ilgili bağlarım da kopuyordu. Tanrı’yı bulmak konusunda az da olsa umudum olmasa, yaşamıma çoktan son verirdim. Fakat yaşıyordum. O’nu hissettiğim ve O’nu aradığım zaman yaşıyordum. Öyleyse, O vardır. O, Onsuz yaşanmayan şeydir. “Hıristiyanlığın; hayatın varlığı ve anlamına tatmin edici bir cevap verememesi karşısında, geleneksel Ortodoks Hristiyanlığına olan inancını kaybeden Tolstoy, İtiraflarım’da hayatın ne olduğunu, neden ve nasıl yaşanabileceğini ve ölümü seçmenin en doğru yol olup olmadığını sorgular.

23. Dinle Küçük Adam, Wilhelm Reich – 128 sayfa

Dinle küçük adam
Freud’un dostu ve yardımcısı Wilhelm Reich’in olağanüstü manifestosu. Tüm insanlığa, hepimize, tüm “küçük adam”lara yöneltilmiş tehditkâr bir söylev. Ama bütünüyle bizim, insanın, halkın yanında. Dinle Küçük Adam, tarihsel sorumluluğunun bilincinde Avrupalı bir aydının kaleminden çıkmış, küçük, parlak, ufuk açıcı bir uyarı. Çoktan klasikleşmiş bir vicdanî başkaldırı. Her okurun kitaplığında bulunması gerekiyor. Açıkça görülüyor ki, insanın içindeki “yaşam gücü” zayıftır; tehlikelere karşı dayanıksız durumdadır. Vebalı bireye elini uzatsa, kolunu kaptıracak, varı-yoğu alınacak, sonra da kendisiyle alay edilecek ya da ihanete uğrayacaktır; güvendiği herkes onu aldatacaktır. Bu böyle gelmiştir; ancak böyle gitmemelidir. İnsanın içindeki yaşam gücünün korunma ve gelişmesi savaşımında, katılık gerektiği durumlarda katı olunmasının zamanı gelmiştir; insan, hakikatlere korkmadan tutunduğu sürece katı davranışlarla doğallığını yitirecek değildir.

24. Bizim Büyük Çaresizliğimiz, Barış Bıçakçı – 167 sayfa

Bizim büyük çaresizliğimiz
Ender ve Çetin, lise yıllarının yaklaştırdığı; bir daha yollar hariç hiçbir gücün ayıramadığı (ki kaçıp kaçıp birbirlerine koşmalarını saymazsak) biri kel biri göbekli iki dosttur. Kitap duygusal ve derin düşünceli kahramanımız Ender tarafından daha sığ ve çocuksu Çetin’e yazılmıştır.

Sponsorlu Bağlantı
adsense
Sponsorlu Bağlantı
adsense
Sponsorlu Bağlantı
adsense

25. Uyku, Haruki Murakami – 90 sayfa

Uyku
Haruki Murakami’den tekrar tekrar okumak isteyeceğiniz, her okumada yeni keşifler vaat eden sarsıcı bir anlatı. Uyuyamıyorum. Tam on yedi gün oldu. On yedi gündüz ve on yedi gece. Çok uzun bir zaman. Artık uykunun nasıl bir şey olduğunu bile tam olarak anımsayamıyorum. Gözlerimi kapatmayı denedim. Sonra uyumanın nasıl bir his olduğunu hatırlamaya çalıştım. Fakat orada yalnızca uykuya yer olmayan zifiri bir karanlık vardı. Bu, zihnimde ölümü çağrıştırdı. Ölecek miyim acaba, diye geçirdim İçimden. Eğer bu şekilde ölüp gidersem, benim yaşamımın anlamı ne olacak? Uykuları çalınmış bir kadının öyküsü.

Bonus – Tanrı Hepimizden Nefret Ediyor, Hank Moody – 176 sayfa

Tanrı hepimizden nefret ediyor
Hank, New York Levitown’un Long Island kısmında dünyaya geldi. Yazarlık serüveninin başlarında pılıyı pırtıyı toplayıp New York City’e yollandı, burada kendisini döndürmek için Blockbuster’da (VHS kaset, oyun kiralama vb. şeylerin olduğu market zinciri) takılacaktı. Aslına bakarsanız Hank’in yeteneği ve zaman içerisinde görücüye çıkan yazıları, kısa sürede edebiyat otoriteleri tarafından da bir kenara not edilmeye başlanmıştı. Hank’in kısa hikayeleri ve sonradan ortalığı karıştıracak olan kitapları, değindiği gerçekçi ve cesur noktalar ile Charles Bukowski paralelinde gidiyordu ve bu, bir kült fenomenini takip eden üslubun Tanrı Hepimizden Nefret Ediyor’da patlamasına yol açtı.


Güzel bir liste olmuş.
Yalnız bu listede; “fakat müzeyyen bu derin bir tutku” ve “bizim büyük çaresizliğimiz” isimli iki kitabın, popüler edebiyat kontenjanından listeye dahil edildiğini düşünüyorum.
Bu iki kitap haricinde, bu listenin, barındırdığı diğer eserleri okuyan insanların, ufkunun açılmasına yardımcı olacağı kesin.
Listeyi hazırlayan arkadaşın eline sağlık.

*diazepam, saygılar! 🙂

ayşe - 30/09/2018 - 03:03
Bunlar da ilginizi çekebilir