Otoriteye Nasıl Boyun Eğdiğimizi Gösteren Çarpıcı Bir Çalışma: Milgram Deneyi

Taylan Erdura 30 Mart 2021

Milgram Deneyi, bir insan neden itaat eder ve bir insan ahlaki değerleriyle çatışan bir emri hangi noktaya kadar uygular sorularına yanıt bulabilmek için tasarlanmış bir deneyler dizisidir.

Milgram Deneyi, insanların erk sahibi bir kişi veya kurumun isteklerine, kendi vicdani değerleriyle çelişmesine rağmen itaat etmeye ne ölçüde istekli olduklarını ölçme amacını güden bir deneyler dizisinin genel adıdır. Deneyin kilit noktası, deneklerin şahsi vicdanlarıyla çelişen unsurların varlığına karşı otoriteye nasıl boyun eğdiklerini gösterebilmektir.

Deney içerisinde üç kişi bulunmaktadır: denek, işbirlikçi ve araştırmacı. Araştırmacı, otoriteyi temsil etmektedir ve emirleri veren taraftır. Denek, öğretmeni temsil etmektedir ve otoriteden gelen emirleri uygulayan konumundadır. İşbirlikçi ise öğrenci rolündedir ve öğretmenden gelen uyarılara maruz kalan taraftır. Burada, “işbirlikçi” denmektedir, çünkü esasında öğrenci konumunda olacak kişi, deneyi düzenleyen araştırmacı tarafından önceden bilgilendirilmiştir ve rol yapacaktır. Ancak bunu denek bilmez…

Sosyal psikoloji ve belki de tüm psikoloji tarihinin en sansasyonel, en çarpıcı, en rahatsızlık verici deneyidir

Milgram deneyi görüntüleri - 7
Stanley Milgram

Takvimler 1961-62’yi gösterirken Yale Üniversitesi’nden Stanley Milgram adlı bir sosyal psikolog uyum ve onun bir türü olan itaatkarlık konularını araştırıyordu. Onu bunlarla ilgilenmeye iten de başta hitler Almanya’sında olmak üzere yargılanan savaş suçlularının “ben sadece görevimi yapıyordum” şeklindeki savunmaları olmuştu. İnsanların nereye kadar itaat edeceklerini ölçtüğü bu deneyi etik yönden çok hatalı bulunduysa da itaat olgusuna zengin bir içgörü ve de ona bir sürü ödül kazandırdı.

Deney güya cezalandırmanın öğrenme üzerindeki etkisini araştırıyordu

Milgram deneyi görüntüleri - 10

Denekler deneye girdiklerinde ya öğretmen ya da öğrenci olmak üzere kura çektiler; hileliydi elbette kura, öğretmen olacaklardı her halükarda. Öğretmen rolünde yapmaları gerekense yandaki odada kelime çiftlerini ezberlemeye çalışan ve bir “shock generator”a bağlanmış diğer deneğe yanlış yaptıkça elektrik vermekti. Önlerindeki panelde 15 volttan başlayıp -yanında xxx işareti olan- 450 volta kadar 15 voltluk aralıklarla giden düğmeler vardı. Yapılan her yanlışta verilen elektriğin dozu arttırılacaktı. Bu arada öğrenci rolündeki denek kalbinden hafif bir rahatsızlığı olduğunu söylemekteydi, ki bu insan Milgram’ın asistanıydı ve elektriğe bağlı değildi elbette.

Advertisements
Advertisements

Deney başladığında öğrenci de yavaş yavaş yanlışlar yapmaya başladı

Milgram deneyi görüntüleri

Öğretmenin duyduğu şey aslında önceden kaydedilmiş standart bir metinden başka bir şey değildi. Beşinci hatayı yapıp da 75 voltu yediği andan itibaren inlemeye, tuhaf sesler çıkarmaya; 150 voltta deneyden çıkmak için yalvarmaya; 180 voltta “artık acıya dayanamıyorum” diye bağırmaya başladı. Öğretmen rolündeki denek panelin üzerinde “Danger: extreme shock” (Tehlike: Aşırı şok) yazan yerlere geldiğinde ise öğrenci duvarlara vuruyor ve “beni bu odadan çıkartın” diye haykırıyordu.

Milgram deneyi görüntüleri - 5

Her sosyal psikoloji dersinde, sosyal psikoloji kitabında sormak adettendir. Ben de size soruyorum şimdi: bu şartlar altında oradaki 40 denekten kaçı karşılarındakini öldürebileceklerini bile bile sonuna kadar, 450’e volta kadar gittiler? Siz olsanız kaça kadar çıkardınız ya da?

Deney öncesindeki tahminlerin hiçbiri tutmadı

Milgram deneyi görüntüleri - 1

Deneye başlamadan önce, Milgram psikiyatrist iş arkadaşlarından bazılarından sonuçlarla ilgili bir tahminde bulunmasını rica etmiştir. Çoğu, deneklerin, suç ortağı söylenmeye başladığında deneyi bırakacaklarını düşünmüştür. Deneklerin %4’ünün suç ortağının bayılacağı noktaya kadar ilerleyeceklerine inanmışlardır. Ayrıca, yalnızca binde bir ihtimal son seviyeye kadar gidileceğini ve bunun patolojik bir vaka olacağını düşünmüşlerdir.

Hepsi tamamen yanıldılar. İlk aşamadaki 40 deneğin 25’i en sona kadar gitti. Diğer bir yandan, katılımcıların %90’ı suç ortağının bayıldığı aşamaya ulaştı. Katılımcıların çoğu başka bir insanın canını yakmakla ilgili çok fazla stres yapıyor olsalar da araştırmacının dediği her şeyi yaptılar.

Milgram deneyi görüntüleri - 2

Milgram’a denek grubunun taraflı olabileceği söylendi, fakat çalışma farklı denek grupları ve farklı deney tasarımları ile fazlaca tekrarlandığı için, Milgram’ın kitabına güvenebiliriz. Tüm deneylerin benzer sonuçları vardır. Münih’te bir araştırmacı, deneklerinin %85’inin maksimum şok seviyesine ulaştıklarını belirtmiştir.

Milgram deneyinin sonuçları

Milgram deneyi görüntüleri - 3

Sonuçları gördükten sonra kendimize soracağımız ilk soru, neden insanların bu kadar yüksek seviyelerde itaatkar olduklarıdır. Milgram’ın deneyinde, deneklerin araştırmacılarla diyaloglarını içeren birkaç yazı dökümü bulunmaktadır. Bu dökümlerde, çoğu deneğin yaptıklarından ötürü kötü hissettiklerini görürüz. Bu yüzden, acımasızlık onları motive etmemektedir. Aranılan yanıt araştırmacıların araştırma üzerindeki “otoriterliklerinde” ve bundan ötürü, deneklerin olanlar yüzünden sorumluluk hissetmemesinde yatıyor olabilir.

Advertisements
Advertisements

Milgram deneyinin varyasyonları sayesinde, araştırmacılar itaatkarlığı etkileyen bir seri etmene ulaşmışlardır:

Milgram deneyi görüntüleri - 6

Araştırmacının rolü: laboratuvarda üniformalı bir araştırmacının olması, deneğin, onu bir otorite figürü olarak görmesine sebep olmaktadır. Profesyonelliğini görüp araştırmacının isteklerine daha fazla itaat eder olurlar.

Algılanan sorumluluk duygusu: bu deneğin yaptıklarına karşı duyduğu sorumluluktur. Araştırmacı, deney için kendisinin sorumlu olduğunu söylediğinde, denek o kadar da baskı hissetmez. Bu şekilde, itaat etmesi kolaylaşır.

Milgram deneyi görüntüleri - 9

Hiyerarşi konusundaki bilinçlilik: hiyerarşinin farkında olan denekler, kendilerinin suç ortaklarının daha üstünde, araştırmacıların daha altında olduklarını düşünmektedirler. Bu yüzden, suç ortaklarının iyiliğini düşünmektense, “patronlarının” emirlerine daha fazla önem verirler.

Bağlılık hissiyatı: katılımcıların bu deneyi sürdürmek için bir söz vermiş olması, ona karşı gelmelerini zorlaştırır.

Empati kuramama: durum denekleri, suç ortaklarını insan olarak görmemeye ittiği zaman, deneğin karşıdakiyle empati kurmaması ve araştırmacıya itaat etmesi kolaylaşır.

Milgram deneyi görüntüleri - 8

Bu etmenler tek başına bir insanın körü körüne itaat etmesine sebep olmaz fakat bunların toplamı, sonuçlarına rağmen büyük oranda itaat sağlar. Milgram deneyi bize Zimbardo’nun bahsettiği gibi, içinde bulunulan durumların yarattığı gücün bir örneğini gösterir. Eğer içinde bulunduğumuz durumun sebep olabileceklerinin farkına varamazsak, bu bizi prensiplerimizden sapmaya iter.

Sözün özü…

Milgram deneyi görüntüleri - 4

Bu deneyin gözlerimizin önüne serdiği “durumun gücü”dür. Şöyle ki, hepimizde az ya da çok başkalarının davranışlarını onların kişiliklerine bağlama eğilimi var; kendi davranışlarımızı ise çok daha fazla durumsal nedenlere bağlıyoruz. “Fundamental Attribution Error” deniyor buna sosyal psikolojide ve çok temel bir yanlış olarak kabul ediliyor.

450 volta kadar çıkan insanları hasta ruhlu diye tanımlamak da bu hatanın içine düşmek olurdu, çünkü deneklerin itaat davranışları durumsal etkenlere (situational factors) göre değişiyordu. Örneğin deney Yale üniversitesinde değil de şehrin içinde salaş bir binada yapıldığında otorite azaldığından itaat de azaldı; aynı şekilde gözetmenin odadan ayrılması, deneğin cezalandırdığı insanla aynı odada bulunması, onun elini tutması, emirleri telefondan alması gibi değişik durumlarda da yüzde 65’in altına indi 450 volta çıkanların oranı. En önemlisiyse denekler yanlarında başka biriyle öğretmen rolünü üstlendiklerinde ve yine Milgram’ın asistanı olan diğer kişi şok vermeye devam etmeyi reddettiğinde itaat oranı yüzde 10’a kadar düştü.

Tek kişinin itirazının bile ne kadar çok şey fark ettirebileceğini bilmek önemli.

Advertisements
Advertisements

İlginizi çekebilecek diğer içerikler