Rus Edebiyatından Mutlaka Okumanız Gereken 20 Başyapıt

Sezgin Eroglu 27 Eylül 2018
Sponsorlu Bağlantı

Edebiyatla arası iyi olmayan insanı bile kitap tutkunu yapan bir sanat geleneği.

Rus toplumunu, insanını, yaşantısını en güçlü şekilde anlatan, duygularını hissettiren, tabiatını tasvir eden, insanını en derinlerine kadar inmemizi sağlayan güçlü bir sanat geleneğidir Rus edebiyatı. Gogol, Puşkin, Turgenyev, Gorki, Dostoyevski, Tolstoy, Çehov ve daha ismimi sayamadığımız onlarca harika yazar armağan etmiştir dünya edebiyatına.

Rus edebiyatı kadar insana dönük başka bir edebiyat bulmanız zordur. Sayfalarca öyle güzel tahliller, replikler okursunuz ki kitabın daha başında kendinizi olayın içerisinde bulmaktan kaçamazsınız. Rus edebiyat geleneğini ne kadar anlatsak az. Gelin dünya edebiyatının en önemli ekollerinden olan Rus edebiyatına dair mutlaka okumanız gereken klasiklere bir göz atalım. Bu listenin çok kısa olduğu konusunda haklısınız, siz en iyisi mi Rus edebiyatına ait tüm kitapları okuyun.

1. Ölü Canlar, Nikolay Vasilyeviç Gogol

Ölü Canlar
Kitabımızın yazarı Nikolay Vasilyeviç Gogol, 19. Yüzyılın ilk dönemlerinde yaşamış, gerçekçi akımı benimsemiş Ukrayna asıllı biridir. En önemli ve ünlü eseri Ölü Canlar’dır. Rusya’nın ünlü yazarı Puşkin’in yakın arkadaşlarındandır. Hatta bu kitabın konusunun Puşkin tarafından kendisine önerildiği söylenmektedir. Aslında Gogol romanı üç cilt olarak tasarlamak istemiştir. Fakat o kadar çok tepki almıştır ki diğer iki cildini tamamlayamamıştır. Bir kriz anında ikinci cildi için yazdıklarını yaktığı söylenir. Tam bir vatansever olan Gogol, bu eserinde ülkesindeki çarpıklıkları gerçekçi bir dille anlatır. Ama her dönemde olduğu gibi içinde bulunduğu sistem eleştiriye açık değildir.

2. Babalar ve Oğullar, İvan Turgenyev

Babalar ve Oğullar
Babalar ve oğullar’da Turgenyev geçen yüzyıl Rusya’sının toplumsal – siyasal görünümünü ele alıyor. O zaman Rusya’sında yaşanan geleneksellik ile bireysellik arasındaki çatışmayı adım adım göstermektedir. Adından da anlaşılacağı gibi babalar kuşağı, ataerkil toplumun sarsılmaz saymakla direndiği sağtöre inancını, oğullar ise, bütün töreleri yok sayma savaşını temsil ederler.

3. Savaş ve Barış, Lev Nikolayeviç Tolstoy

Savaş ve Barış
Lev Tolstoy Savaş ve Barış’ı yazdığında 37 yaşındadır. 1854-56 yılları arasında, Kırım’da savaşmış olması bu romanı yazabilmesinde büyük bir etken olmuştur. Eserini yazmadan evvel konu hakkında derinlemesine çalışmalar yapmış; “Dedelerinin Günleri” olarak nitelediği eserini, mektup, günlük ve anılardan faydalanarak yazmayı başarmıştır. Bu derin çalışmalarına rağmen “Savaş” onun bu eserinde insanın iç yüzünü ortaya koyan teferruatlı işlenmiş geniş bir dekor gibidir.

Eser, 1863,1868 yılları arasında beş yıllık bir süreçte yazılmıştır. Roman yaklaşık 20 yıl gibi geniş bir zaman dilimini ele almış, 600 civarında yan karakter, 10 kadar da ana karakter içermektedir.

Dünya edebiyatının en büyük on eserlerinden biri olarak kabul edilen roman aynı zamanda bu büyük savaşı anlatan sahneleri, karakter zenginliği, Rus toplumunun sosyal ve ekonomik koşullarını, aşk, hırs, düşmanlık, ölüm gibi temaları başarıyla ortaya koyabilmiş olmasından dolayı oldukça ses getirmiştir. Eser Rusya kültürünü işgale kalkışan Avrupa kültürüne aldığı tavır yönünden de dikkat çekicidir.
Eser her zaman dünyanın en iyi romanları arasında sayılmış, hemen her dile çevrilmiş, defalarca baskı yapmış, her zaman en iyi romanlar, en çok satan kitaplar, listeleri arasında bulunmuştur. Eser Tolstoy’un da en iyi romanı olarak kabul edilir. Türkçeye ilk kez “Harp ve Sulh” adıyla tercüme edilmiş, daha sonraki baskılarında “Savaş ve Barış” adıyla yayınlanmıştır.

Eserde Tolstoy’un ailesi ve öz yaşamı hakkında da ipuçları bulunmaktadır. Prens Bolkonski, Tolstoy’un, annesi tarafından büyük babası Prens Volkonski’ye çok benzer. Nikolai ve Uya Rostov da babası ve babasının babasını andıran özellikler taşımaktadır. Romandaki Sonya ve Marya’nın da prototip¬leri vardır Bolkonski ve Rostov aileleri arasındaki ilişkiler romandakini çok andırmaktadır.

4. Suç ve Ceza, Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

Suç ve Ceza
Dünya edebiyat tarihinin başyapıtlarından biri olan Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanı mükemmel dili ile dünya edebiyatını oldukça etkilemiş bir romandır. Mutlaka okunması gereken kitapların başında gelen ve herkesin kütüphanesinde bulunması gereken naçizane bir romandır.

Dostoyevski Rusya’da yaşanan siyasi ve ekonomik olaylar sonrasında gözlemlediği hayatlardan esinlenerek 1866 yılında yazdığı eser ilk olarak Rus Habercisi isimli edebiyat dergisinde yayınlanmıştır. Büyük beğeni toplayan eser daha sonra kitap haline getirilmiş ve o günden beri birçok kitap ve sinema filmine konu olmuştur. Suç ve Ceza Dostoyevski’nin başyapıtı sayılır.

Kitabın başkahramanı olan Raskolnikov Rusya’nın St. Petersburg şehrinde hukuk fakültesinde okuyan başarılı bir öğrencidir. Fakir olduğu için hayatını ve öğretimini devam ettirmekte oldukça zorlanır ve hukuk fakültesini bırakmak zorunda kalır. Yaşadığı hayat iç dünyasında kalıcı zararlar vermeye başlar ve kendi içinde birçok çelişkiye düşmeye başlar.

5. Ana, Maksim Gorki

Ana
Kocasının ölümünden sonra Ana, oğlu Pavel ile birlikte büyük bir yalnızlık ve yoksulluk içinde kalır. Fabrikada çalışmaya başlayan Pavel, zeki, kitaplara meraklı ve devrimci düşünceye eğilimli arkadaşları olan bir gençtir. Evine getirdiği arkadaşlarına verdiği söylevlerde Ana ilkin bir şey almasa da daha sonraları kendisinde özgürlük ve yaşama hakkı düşüncelerinin uyanışına tanık olur. Ve gün geçtikçe oğlu ile arkadaşlarının devrimci umutlarını paylaşır.

Sponsorlu Bağlantı
Sponsorlu Bağlantı

6. Palto, Nikolay Vasilyeviç Gogol

Palto
“Önüne ne pahasına olursa olsun ulaşacağı bir hedef koyan insanlar gibi kendini şimdiden daha hayat dolu hissediyor, karakteri güçleniyordu. Yürüyüşünde ve hareketlerinde kararsız ve ikircikli ne varsa gitmiş, gözlerinde yeni bir ateş parlamaya başlamıştı. Hatta en cüretkâr hayallerinde bazen paltosuna sansar kürkü bir yaka diktirmeyi bile kurar olmuştu.”

“Küçük adam”ın çektiği sıkıntılar, maruz kaldığı eşitsizlik ve acılar bu uzun öykünün başkahramanı Akakiy Akakiyeviç’in hayatı üzerinden yalın bir gerçekçilikle anlatılıyor. Böylesi bir anlatım, her ne kadar dönemin Çarlık Rusya’sında büyük tepki alsa ve Gogol, Rus insanını aşağılamakla suçlansa da Rus edebiyatında büyük bir çığır açıyor.

7. Petersburg, Andrey Beliy

Petersburg
1905 yılında devrim öncesi Rusya’da geçen bu benzersiz romanda, Andrey Belıy, yüksek düzeyde bir imparatorluk görevlisi olan Apollon Apollonoviç ile teröristlere katılmaya heves eden ve ilk görevi babasını öldürmek olan Nikolay Apollonoviç’in, bir bombanın tik takları eşliğinde yaşanan bir gününü anlatıyor. Dönemin başkenti Petersburg’da soytarıların, provokatörlerin, gizli polislerin, Japonların, İranlıların, devrimcilerin, subayların katıldığı dev bir maskeli balo yaşanmaktadır.

8. Oblomov, İvan Gonçarov

Oblomov
Oblomov, Rusya’da toprak sahibi olan soylu bir adamın oğludur. Varlıklı bir aileden geldiği için devamlı çalıştığı bir işi yoktur. Zamanının çoğunu evinde, çalışma ve yatak odası olarak kullandığı odasında geçirmektedir. Kıyafetlerini bile uşağına giydirtecek kadar tembel bir adamdır. Sürekli kafasında planlar kurmasına rağmen hiçbirini gerçekleştirmek için bir adım atmaz. Her günü milat kabul edip yeni bir hayata başlamak ister ancak bir türlü başarılı olamaz. Kahyası tarafından dolandırıldığının farkında olduğu halde Oblomovka’ya gitmeye üşendiğinden, bu durumu görmezden gelmektedir. Hatta kalkıp gitmek şöyle dursun, Oblomovka’ya mektup göndermeye bile üşenmekte ve her gün erteleyip durmaktadır. Hayata çok karamsar bakan Oblomov, sürekli problemlerden ve şanssızlığından şikayet eder.

Stoltz, Oblomov’un çocukluğundan bu yana en iyi anlaştığı dostudur. Oblomov’u karşılaştığı en zor koşullardan sürekli o kurtarmaktadır. Oblomov, Stoltz sayesinde Olga ile tanışır ve Olga sayesinde hayata bağlanır. Nişanlanmalarının ardından Oblomov’un tembellik dürtüleri geri gelir. Evliliğin getirdiği uğraş ve sorumluluk Oblomov’un doğasına aykırı kavramlardır. İlişkilerinin ciddileşmesinden endişe duyan Oblomov, Olga’dan uzaklaşmaya başlar ve en sonunda kendisine bir mektup yazarak ayrılmak istediğini söyler. Oblomov’a gönlünü kaptırmış olan Olga, ilişkilerini kurtarmak için çok çaba harcar. Ancak kendine bile bir faydası dokunmayan Oblomov, başka birinin sorumluluğunu almak istememektedir.

9. Ve Durgun Akardı Don, Mihail Şolohov

Ve durgun akardı Don
Ve Durgun Akardı Don, Don bölgesinin destanıdır. Eser, bir Kazak ailesi ekseninde Don bölgesini ve savaşın, devrimin ve iç savaşın bölgeye yansıyışını çok yönlü, derinlemesine ama sade bir dille anlatır. Birinci ciltte Don Kazakları’nın Çar dönemindeki yaşam koşulları, gelenekleri, görenekleriyle dile getirilir. Bu cilt, nehir romanın kahramanlarını ve ruh durumlarını da tanıtır. İkinci ciltte, Birinci Dünya Savaşı, 1917 Kerenski Hükümeti dönemi, General Kornilov Olayı ve 1917 Ekim Devrimi’yle, roman kahramanlarının bu olaylardaki durumuna ayrılmıştır. Üçüncü ve dördüncü ciltlerde Don Kazakları’nın ayaklanmaları, Don bölgesinde kurulan bağımsız cumhuriyetler, İç Savaş ve Avrupa’nın bu iç savaştaki rolü irdelenir. Bu kargaşada savrulan kahramanlarla canlı bir belgesel ve çağdaş bir destan sergiler Şolohov, Bozkır çiçekleri kadar canlı ve birbirine benzemez insanlarıyla, yaşanmışlığın sahiciliği ve olağanüstü anlatımıyla Ve Durgun Akardı Don, bütün zamanların en önemli romanlarındandır.

10. Doktor Jivago, Boris Pasternak

Doktor Jivago
Rusya’da Ekim Devrimi ve hemen sonrasında patlak veren Rus İç Savaşını konu alan roman (1917-1922) adını şair Doktor Yuri Jivago’dan almıştır. Eser Rusya’da meydana gelen 1917 Ekim Devriminden başlayarak 1929’a kadar uzayan siyasî toplumsal süreç Jivago’nun hayatı üzerinden aktarmaktadır.

Ön planda gözüken Dr. Jivago ile Lara’nın öyküsü arka planda – Rusya ve halkının Sosyalist idarenin gelmesi yüzünden- ekonomik ve siyasi anlamda çöküşünü göstermektedir. Dr Jivago romanı Ekim Devriminden sonra Rusya’nın zenginlikten yoksulluğa, idealist kimlikten boşvermişliğe, geleceği kurma çabalarından yenilmişliğe uzayan toplumsal, siyasi, ekonomi ve beşerî tükenmişliği dile getirmektedir.

Sponsorlu Bağlantı
Sponsorlu Bağlantı

11. İvan İlyiç’in Ölümü, Lev Nikolayeviç Tolstoy

İvan İlyiç'in ölümü
Tolstoy’un 1886 yılında yazdığı bu eser günümüze kadar değişmeyen bazı olayları konu alıyor. Daha doğrusu insanlığın maruz kaldığı hüznü ve hüsranı gösteriyor bizlere. İvan İlyiç’in Ölümü hem psikolojik bir roman hem bir biyografi hem de bir sosyokültürel inceleme tadında akıp gidiyor. Kitabı okurken yer yer düşünceler dalabilir, sorgulamalara girebilirsiniz.

İvan İlyiç sürekli olarak statüden ve bu yolla gelen her türlü eleştiri ile ilgilenmekte, başka bir şey düşünememektedir. St. Petersburg’da büyük ve gösterişli evinde balolar, yemekler düzenler, bu maddiyatın hissedildiği ruhsuz yemeklerde insanlara kendisini daha doğrusu statüsünü gösterir. Büyük bir insan olarak görür kendisini ve çevresinin de böyle düşünmesini ister. O büyük bir yargıçtır, elbette öyle görünmelidir. Saygıda asla kusur edilmemesi gereken yüksek bir zattır. Ondan büyüğü, ondan daha saygını çok ama çok azdır hatta çoğu zaman yoktur bile. Hayallerinde bile en büyük en olması istenen en hayali karakter odur.

Fakat bir gün gelir ve her şeyin yok olacağını, hiç olacağını öğrenir. Günlerce acılar çeker. Artık beklediği tek şey acıların bir son bulmasıdır. Sonu her ne olursa olsun, bu acılar bitsin ister. Sonunda ölüm bile olsa bu bilinmez yolu bile kabul eder.

12. Yüzbaşının Kızı, Aleksandr Puşkin

Yüzbaşının kızı
Rus edebiyatının efsane romanlarından biri olan Yüzbaşının Kızı, Rusya’nın 1700’lü yılların sonlarında yaşayan genç bir subayın gözünden Rusya’nın çalkantılı dönemlerini ve subayın yüzbaşının kızına duyduğu aşkı anlatır.

Rus edebiyatının öncüsü, gelmiş geçmiş en iyi Rus yazarlardan biri olarak kabul edilen Aleksandr Puşkin Yüzbaşının Kızı romanı ile herkesi büyülemiştir. Dünya edebiyatına da derin izler bırakan Aleksandr Puşkin muhteşem bir eser ele almıştır.

13. Usta ile Margarita, Mihail Bulgakov

Usta ile Margarita
Usta ile Margarita, son derece kıvrak bir kurguyla birbirine bağlanan ayrı öykülerden oluşuyor. Otuzlu yıllarda, Moskova’da iki yazar, bir bankta oturmuş, İsa’nın gerçekten yaşayıp yaşamadığını tartışmaktadırlar. Birdenbire, yandaki bankta bir adam şekillenir ve sohbete karışır. Düzgün bir Sovyet vatandaşı gibi görünmektedir, ancak geleceği okuma yeteneğine sahiptir ilginç yabancı. Örneğin, yazarlardan birine öleceğini söyler, yazar gerçekten çok kısa bir süre sonra ölür. İkinci yazar ise, gene yabancının önceden bildiği gibi delirir ve akıl hastanesine kapatılır. Yabancı dediğimiz kişi ise, sosyalist Sovyet toplumunu ziyarete gelmiş olan şeytanın ta kendisidir ve bu kez adı Woland’dır. Woland ve yanındaki yardımcıları, Moskova’da fantastik bir alt üst oluşa neden olurlar; tıkır tıkır işleyen pek çok mekanizma, Bulgakov’un keskin kara mizahıyla parçalanır, dağılır, bozulur. Bu sırada, akıl hastanesine yatırılmış olan yazar, orada bir ‘Usta’yla karşılaşır; ‘Usta’, ona kendi yazdığı, Pontius Pilatus’la ilgili kitabı, ayrıca Margarita’ya olan aşkını anlatır, ki zaten aklını kaybetmesine neden olan da kaleme aldığı romandır. Tabii şeytan da Bulgakov’un müthiş canlandırma gücüyle kılıktan kılığa girmekte, romandaki her öyküye nüfuz etmektedir.

14. Budala, Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

Budala
Romanın kahramanı Prens Mışkin, saralıdır. Tedavi gördüğü İsviçre’den döndüğünde elindeki giysi çıkınından başka hiçbir şeyi yoktur. Yaşamı kendi iç dünyasını seyre dalmakla geçmektedir. İnsanlarla her türlü alışverişten arınmıştır. Budalalık derecesinde iyi olan Prens Mışkin, tam bir ermiş kişidir, sevmekten başka bir şey gelmez elinden. Müthiş bir zeka sahibidir. Çevresindekiler, onu her zaman yadırgarlar, ama onsuz da edemezler. Kendisi de saralı olan Dostoyevski, romanının kahramanına kendi kişiliğinden pek çok şey koymuştur. Prens Mışkin’in anıları, aslında Dostoyevski’nin anılarıdır. Prens Mıskin’in romanının bir yerinde anlattığı, siyasal görüşlerinden dolayı kurşuna dizilme cezası alan bir adamın öyküsü, aslında Dostoyevski’nin başından geçmiş bir olaydır. Bir tutku romanı olan Budala, Dostoyevski’nin yazdığı ilk büyük aşk romanıdır.

15. Vişne Bahçesi, Anton Çehov

Vişne Bahçesi
Vişne Bahçesi oyunu Anton Pavloviç Çehov’un 1886 yılında yazdığı son ve en büyük oyunudur. Vişne bahçesi bir motiftir. Oyunun sonunda bahçedeki ağaçların kesilmesi, eski düzenin yerine yeni düzenin yerleşeceğini simgelemektedir.

Çehov bu oyunda Çarlık Rusya’sının o dönemdeki sosyoekonomik ilişkileri ve değişimini ortaya koyar. Feodal ilişkiler hızla yerini parasal ilişkilere bırakmakta, burjuva işçi karşıtlığı egemen olmaya başlamaktadır. Ayrıca yazar insanların artık sadece kendilerini düşündüklerini bir toplumda yaşadıklarını da vurgulamaktadır. Çünkü bireyler karşı tarafı dinlemeden sadece kendi için önemli olan olaylardan bahseder. Bu da toplumun insanların bir yabancılaşma sürecinden geçtiklerini göstermektedir.

16- Karamazov Kardeşler, Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

Karamazov Kardeşler
Fedor Pavloviç Karamazov, küçük bir Rus köyünde yaşayan, zengin olmasına rağmen toplum tarafından pek sevilmeyen, toprak sahibi bir adamdır. Yapmış olduğu iki evliliğinden toplam üç çocuğu olmuştur. Dimitri Fyodoroviç Karamazov, 28 yaşındaki en büyük oğludur. Babası gibi şehvet düşkünü ve pek sevilmeyen bir adamdır. İvan Fyodoroviç Karamazov, Fedor Pavloviç’in ikinci karısından doğan 24 yaşındaki oğludur. Ailesiyle bağlantısı az olan İvan, iyi bir eğitim almış nihilist düşüncelere sahip bir gençtir. Kitapta genellikle Alyoşa olarak bahsedilen Aleksey Fyodoroviç Karamazov, Fyodor Pavloviç’in ikinci evliliğinden doğan 20 yaşındaki oğludur. Kentte bulunan manastırda yaşamakta olan Alyoşa, kardeşlerinin içinde en hayırlı olanıdır. Pavel Smerdyakov ise Fyodor Pavloviç ile Lizaveta’nın ilişkisinden olduğu iddia edilen gayrimeşru çocuktur. Evdeki hizmetçiler tarafından büyütülen Pavel, babasının uşağı ve aşçısı olarak çalışır.

Fedor Pavloviç Karamazov, bir gün gizemli bir şekilde öldürülür. Ölümünün ardından açılan dava kısa sürede tüm Rusya’nın merak ettiği bir dava halini alır. Ölümünden Fedor Pavloviç Karamazov’un büyük oğlu Dimitri Karamazov suçlanır.

17. Lolita, Vladimir Nabokov

Lolita
Lolita veya “Beyaz Irktan Dul Bir Erkeğin İtirafları” adlı roman Vladimir Nabokov’un tarafından 1955’te Paris’te, İngilizce olarak yayınlanmıştır. Eser, daha sonra Vladimir Nabokov, tarafından Rusça’ya da çevrilir. Bazı kaynaklara göre Nabokov bu romanı yayınlanmadan çok daha öncesinde, 1939’da Volşebnik (Büyücü) adıyla kısa bir hikâye olarak yazmış daha sonra roman haline getirmiştir.

Roman, ana karakteri olan Humbert Humbert’in “su pericikleri” olarak adlandırdığı ergenlik çağındaki genç kızlara karşı cinsel tutkusunu konu eden cinsel fantezilere dayalı bir romandır. Dr. Humbert ın 13 yaşındaki Dolores e (lolita ya) karşı hissettiği engellenemez aşkını konu edinen roman orta yaşlı bir adamın kendisinden çok küçük bir kıza duyduğu aşktan dolayı içine düştüğü bunalımı ve duygusal çatışmalarını anlatırken diğer bir yandan da küçük bir kızın trajedisini anlatmaktadır. Romanın önsözünde yazar ”…yarattığım Humbert bir yabancı ve anarşisttir, su pericikleri bir yana, daha birçok konuda onunla aynı düşünceleri paylaşmıyorum.”, diye de bir not düşürmek zorunda kalmıştır.

Amerikalı olmasına rağmen Rus asıllı bir yazar bu eser Nabokov’un en çok sevilen ve en çok tanınan romanıdır. 1955 yılında Vladimir Nabokov, bu eseri ile Pulitzer Ödülü almış, bu ödülü aldıktan sonra eseri ve kendisi de çok tanınmıştır. Kitap, Time dergisinin 1923-2005 arasında yazılmış en iyi 100 roman listesi, Le Monde2nin hazırladığı, Yüzyılın 100 Kitabı, listesine de girmiştir.

18. Anna Karenina, Lev Nikolayeviç Tolstoy

Anna Karenina
Romanda dürüst bir evliliğin mutluluğu ile yasak bir ilişkinin düş kırıklıkları karşılaştırılırken, sadakat, tutku, kıskançlık gibi temalar da işlenmiştir. Eser Çarlık Rusya’sındaki asilzade kadınların durumu, hayat bakışlarını eğitim reformu gibi konuları analiz etmiş olmaktadır. Eserin arka fonundaki temel tema mutlu bir birlikteliğin ne şekilde sağlanacağı düşüncesi işlenmektedir.

Tolstoy eserinde boyunca Anna’yı yargılayıp onu dışlayan insanların ikiyüzlülüğünü de ortaya koymaktadır. Romanda kocasını aldatan pek çok kadın vardır, ama hiçbiri Anna kadar dürüst değildir.

19. Ecinniler, Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

Ecinniler
Dostoyevski Ecinniler’de ihtilâlci örgütlerin yapısı ve üyelerinin karakterini gerçekçi bir gözle ve alaycı bir ifadeyle sergilemiştir.

1789 Fransız büyük devrimi, hemen gününden başlayarak bütün dünya toplumlarını etkilemiştir. Bu devrim başka devrimsel niteliklerin de kaynağı olmuştur. İnsanlığın anlağında mutlu geleceğin düşünsel süreçlerini başlatmış, türlü savaşımlara yol açmıştır. Rusya’da sosyalizm, nihilizm ve narodnizm hep buradan beslenmiştir. Dostoyevski, “Ecinniler”de insanların bu düşünce fırtınası önünde nasıl savrulduklarını, nasıl devrimci istenç gösterdiklerini işliyor.

Sponsorlu Bağlantı
Sponsorlu Bağlantı

20. Tüm Şiirleri, Vladimir Vladimiroviç Mayakovski

Mayakovski tüm şiirleri
Mayakovski çağdaş Rus şiirinin simgesi sayılıyor. Onun geniş soluklu, coşkulu lirizmi, şiir diline getirdiği yenilikler, yaşamı ve yapıtlarıyla uyandırdığı ilgi, 1917 Devrimi”nin baş ozanlığını üstlenip sonra bağımsızlık tutkunu, özsever kişiliğiyle devrimcilik sorumluluğunu bağdaştıramayarak genç yaşında canına kıyması, adını hep gündemde tutan etkenler oldu.

Bonus: Mühürlenmiş Zaman, Andrey Tarkovski

Mühürlenmiş zaman
“Koca bir evreni içinde taşıyan insan: işte benim tek ilgi odağım. Zira hayat, her zaman hayal gücümüzden daha zengindir. Bu yüzden gerçek bir sanatçı, ancak kendisi açısından hayati bir zorunluluksa yaratma hakkına sahiptir. Ben de sinema sanatıyla seyirciye, hayatın gerçek akışını neredeyse hiç bozmadan aktarma yeteneğini taşımak istiyordum. Sinema sanatının gerçek `şiirsel` özü burada yatar. Benim `kurgu sineması`nı reddetmemin sebebi, seyircinin perdede gördüklerini kendi deneyimleriyle bağdaştarmasına imkân tanımamasıdır. Biz sanatçıların taşıdığı tek sorumluluk, kendi yapıtlarımızın düzeyini yükseltmektir. Nitekim ben de kendi filmlerimde hep, birlikte yaşadıkları insanlara bağlı olmalarına, yani özgür olmamalarına rağmen `içlerindeki` özgürlüğü korumasını bilen insanları anlatmak istemişimdir.”


Bunlar da ilginizi çekebilir