Sessiz İkizler: Sadece Birbirleriyle Konuşan June ve Jennifer Gibbons’un Tuhaf Hikayesi

Ozlem Dogan 21 Aralık 2020

Sessiz ikizler olarak bilinen June ve Jennifer Gibbons neredeyse 30 yıl boyunca birbirlerinden başka hiç kimseyle konuşmadılar, ardından ikizlerden biri şüpheli şekilde hayatını kaybetti.

Nisan 1963’te Aden, Yemen’de bulunan bir askeri hastanede ikiz kız çocukları dünyaya geldi. Doğumları son derece normal şartlar altında gerçekleşmişti, ortada herhangi bir sorun yoktu, ancak kısa süre sonra ebeveynleri June ve Jennifer Gibbons’un diğer çocuklar gibi olmadığını fark etti. İkizlerden birinin zamansız ölümü bu sıra dışılığın sebebini açıklayabilecek miydi?

June ve Jennifer Gibbons kimdir?

June ve Jennifer Gibbons - 3

Konuşma çağına geldiklerinde, Gloria ve Aubrey Gibbons ikiz kızlarında bir farklılık olduğunu fark ettiler. Sadece konuşma becerileri yaşıtlarının gerisinde değildi, aynı zamanda ikizler adeta birbirine yapışıktı ve iki kız sadece birbirlerinin anlayabildiği özel bir dil geliştirmiş gibi görünüyorlardı.

Baba Aubrey Gibbons: “Evdeyken konuşuyorlar, sesler çıkarıyorlardı ve hepsi buydu, ancak onların konuşmaları normal çocukların birbirleriyle konuştuklarına hiç benzemiyorlardı.”

Gibbons ailesi normalde Barbadosluydu ve 1960’ların başında İngiltere’ye göç etmişlerdi. Aile evde İngilizce konuşuyor olsa da June ve Jennifer Gibbons başka bir dil konuşuyor gibi görünüyorlardı, bu dil Bajan Creole dilinin (Barbados adasında konuşulan Afrika ve İngiliz etkileri olan İngilizce tabanlı bir Creole dili) hızlandırılmış bir versiyonuna benziyordu. Kendileri dışında başka kimseyle konuşmadıkları için June ve Jennifer Gibbons, ‘Sessiz İkizler’ olarak anılmaya başlandı.

Bu iki kızı diğer insanlardan ayrı tutan şey sadece konuştukları kendilerine özgü dil değildi.

June ve Jennifer Gibbons - 11

Devam ettikleri okuldaki tek siyahi çocuklar olmaları da onların zorbalığa maruz kalmasına sebep oluyordu. Bu durum da birbirlerine olan düşkünlüklerini ve bağlarını gün geçtikçe daha da derinleştiriyordu. Uğradıkları zorbalık kötüleştikçe okul yetkilileri, zorbalığa uğramadan evlerine gidebilsinler diye ikizleri okuldan erken çıkarmaya başladılar.

Ergenlikle beraber ikizlerin konuştukları dil hiç kimsenin anlayamadığı bir dile dönüştü. Aynı zamanda bazı gariplikler de geliştirdiler, mesela herhangi bir yabancıyla hiçbir şekilde iletişim kurmuyorlar, okulda okumayı ve yazmayı reddediyorlar ve birbirlerinin hareketlerini aynen taklit ediyorlardı.

Yıllar sonra, June kardeşiyle aralarındaki ilişkinin dinamiğini özetledi: “Bir gün uyanıyorduk o ben oluyordu, bir başka gün uyanınca ben o oluyordum ve birbirimize sürekli ‘bana beni geri ver’ diyorduk. Eğer sen bana beni geri verirsen, ben de sana seni geri veririm.”

Sponsorlu Reklamlar
Sponsorlu Reklamlar

“İkizi tarafından ele geçirilmiş”

June ve Jennifer Gibbons

1974 yılında, yıllık sağlık kontrolü sırasında sağlıkçı John Rees ikizlerin garip davranışlarını fark etti. Rees’e göre aşı yapılırken ikizler sıra dışı bir şekilde hiç tepki vermemişti. Rees onların hareketlerini “oyuncak bebek gibi” şeklinde tanımlamış ve derhâl okul yönetimini bu durumdan haberdar etmişti.

Okul müdürü ikizlerin hiçbir sorun çıkarmadıklarını söyleyerek onu başından savması üzerine Rees, bir çocuk psikoloğuna başvurdu ve ikizlerin derhal muayene edilmesi ve terapi görmesi için ısrarcı oldu. Çok sayıda psikoterapist, psikiyatrist ve psikolog ile görüşmelerine rağmen kızların durumu gizemini korudu ve ikizler başkalarıyla konuşmayı reddettiler.

Şubat 1977’de konuşma terapisti Ann Treharne iki kızla görüştü. İkizler, Treharne ile konuşmayı reddetseler de yalnız bırakılmaları halinde kendi aralarındaki konuşmaların kaydedilmesine izin verdiler.

June ve Jennifer Gibbons - 4

Treharne’ye göre ikizlerden June kendisiyle konuşmak istiyordu, ancak Jennifer bunu yapmaması için ona baskı uyguluyordu. Treharne daha sonra yaptığı açıklamalarda, “Jennifer oturdu ve tamamen ifadesiz şekilde dik dik bana bakmaya başladı, ifadesizdi ancak onun gücünü hissedebiliyordum. Aklıma June’un ikizi tarafından ele geçirilmiş olduğu düşüncesi yerleşti.” diyecekti.

Daha sonraları ikizleri birbirinden ayırma ve farklı okullara gönderme kararı alındı. Kızların kendi kişiliklerini ve duygularını geliştirmeleri umut ediliyordu, bu sayede ikizler kabuklarını kırabilecek ve başkalarıyla iletişime geçeceklerdi.  

Deneyin tam bir başarısızlık olduğu kısa sürede anlaşıldı. Dışa açılmak, başka insanlarla iletişim kurmak yerine ikizler daha çok içlerine kapandılar, neredeyse taş kesildiler. Bu ayrılık sırasında bir noktada June’u yataktan kaldırabilmek için iki kişi gerekiyordu, çocuk öylesine tepkisiz ve kendini bırakmış bir haldeydi ki bedeni adeta bir ceset gibiydi. 

Sessiz ikizlerin karanlık yüzü

June ve Jennifer Gibbons - 2

Tekrar bir araya gelmelerinin ardından ikizler birbirlerine çok daha sıkı şekilde bağlandılar ve dış dünya ile aralarına daha kalın duvarlar ördüler. Artık ebeveynleriyle de hiç konuşmuyorlar, bir şey isteyeceklerinde bunu sadece yazarak söylüyorlardı.

Kendilerini odalarına kapatan ikizler zamanlarını bebekleriyle oynayarak ve hayaller kurarak geçiriyorlardı, bazen bu oyunlarını kaydediyor ve bu kayıtları küçük kardeşleri Rose ile paylaşıyorlardı. Aileleriyle tek iletişimleri kardeşleri Rose’a verdikleri bu kayıtlardan ibaretti. 2000 yılında New Yorker dergisine verdikleri röportajda June şöyle diyecekti:

“Bir ritüelimiz vardı. Yatağın kenarına diz çöküyor ve günahlarımızı affetmesi için tanrıya yalvarıyorduk. İncil’i açıyor ve sanki aklımızı yitirmiş gibi ilahiler okuyorduk. Görmezden geldiğimiz için ailemize zarar vermemeyi diliyorduk; tanrıdan, annemizle ve babamızla konuşabilmemiz için bize güç vermesini istiyorduk. Kendi başımıza bunu beceremiyorduk. Zordu. Çok zordu.”

Bir yılbaşında kendilerine hediye edilen günlükler sayesinde ikizler oyunlarını ve hayallerini yazmaya başladılar, yaratıcı yazarlığın tam onlara göre olduğunu fark ettiler. 16 yaşına geldiklerinde ikizler uzaktan yazarlık kursuna katıldılar ve yazdıklarını dergilerde yayınlatarak küçük paralar kazanmaya başladılar.

June ve Jennifer Gibbons - 10

Kendilerini eve kapatmış, dış dünyadan izole etmiş ikizlerin kaleme aldığı hikayeler, kendi yaşamlarından bile ilginçti. “The Pepsi Cola Addict” isimli kitaplarında öğretmenleri tarafından uyuşturulan bir genç kızın hikayesini anlatıyorlardı. Daha bu kitapları yeni basılmıştı, ancak ikizler durmak nedir bilmiyor sürekli yeni hikayeler kaleme alıyorlardı. Ancak bir süre sonra hakkında bir sürü hikaye yazdıkları dış dünyayı merak etmeye başladılar. 18 yaşına girmeleriyle birlikte alkol ve uyuşturucu madde kullanmaya ve ufak tefek suçlar işlemeye başladılar.

Nihayetinde işledikleri bu küçük suçlar kundakçılığa kadar uzandı ve ikizler 1981 yılında tutuklandı. Kısa süre sonra da psikolojik olarak suç işlemeye yatkın bulunduklarından yüksek güvenlikli bir hastaneye yatırıldılar.

Gizli anlaşma

June ve Jennifer Gibbons - 7

Broadmoor Hastanesi’ne yatırılmış olmak June ve Jennifer Gibbons için kolay bir tecrübe değildi.

Yüksek güvenlikli akıl hastanesi, kızların yaşam tarzına aileleri ya da okulları kadar hoşgörülü davranmıyordu. Broadmoor’daki doktorlar Kendi dünyalarına kapanmalarına izin vermiyor, sessiz ikizleri yüksek dozda antipsikotik ilaçlarla tedavi etmeye çalışıyorlardı, bu da Jennifer’ın bulanık görmesine yol açıyordu.

Yaklaşık 12 yıl boyunca kızlar hastanede kaldılar ve bu süre zarfında nefes almalarını sağlayan tek şey art arda doldurdukları günlükleriydi. İlerleyen zamanlarda June hastane günlerini şöyle anlatacaktı:

“Cehennemde 12 yıl geçirdik, çünkü hiç konuşmadık. Çıkmak için çok çaba sarf etmemiz gerekiyordu. Doktora gittik ve ‘Bakın, konuşmamızı istiyorsunuz, işte konuşuyoruz” dedik. Doktor bize, ‘Dışarı çıkmıyorsunuz. Buraya 30 yıllığına geldiniz’ dedi. Umudumuzu tamamen kaybettik. İçişlerine mektup yazdım. Kraliçe’ye bizi affetmesi için mektup yazdım. Ancak tuzağa düşmüştük.”

June ve Jennifer Gibbons - 9

Nihayet Mart 1993’te ikizlerin Galler’de bulunan daha düşük güvenlikli bir kliniğe transfer edilmesine izin çıktı. Ancak kliniğe vardıklarında doktorlar Jennifer’ın tepki vermediğini fark ettiler. Galler’e yapılan yolculuk sırasında uykuya dalmış gibi görünüyor, ancak bir türlü uyanmıyordu.

Yakınlardaki bir hastaneye kaldırılmasının ardından, Jennifer Gibbons’un kalbinde meydana gelen ani bir inflamasyon sonucu öldüğü açıklandığında henüz 29 yaşındaydı.

Jennifer’ın beklenmedik ölümünün şoku henüz atlatılamamışken, June üzerindeki etkileri ortaya çıkmaya başladı: June aniden herkesle konuşmaya başladı, sanki tüm ömrü boyunca susan, kimseyle konuşmayan o değilmiş gibi.

Kısa süre sonra June hastaneden taburcu edildi ve ailesiyle birlikte normal bir hayat yaşamaya başladı. Görülen oydu ki ikizler susmaları konusunda birbirlerini baskılıyorlardı, June artık sessiz kalmak istemiyordu.

Sessiz ikizlerin hikayesinin ortaya çıkması

June ve Jennifer Gibbons - 1

June ve Jennifer Gibbons kardeşler tüm hayatları boyunca “Sessiz İkizler” olarak kalmalarına rağmen, insanlar onların yaşamının gizli kalan yönleri hakkında nasıl bu kadar bilgi sahibiydi? Bu Marjorie Wallace isimli kadın sayesinde oldu.

1980’lerin başında, Marjorie Wallace Londra’daki “The Sunday Times” gazetesinde araştırmacı gazeteci olarak çalışıyordu. Sıra dışı ikiz kardeşlerin en az üç kundakçılık olayının faili olduğunu öğrenince bu olay dikkatini çekti.

Wallace Gibbons ailesine ulaştı. Aubrey ve Gloria Wallace’ın evlerine gelmesine ve June ile Jennifer’ın kendi dünyalarını inşa ettikleri odaya girmesine izin verdiler.

June ve Jennifer Gibbons - 8

2015 yılında yapılan bir röportajda Wallace, ikizlerin odasında keşfettiği hayal ürünü yazılardan nasıl etkilendiğini şöyle anlattı:

“Ebeveynlerini gördüm, daha sonra beni üst kata çıkardılar ve içinde ikizlerin yazılarının ve alıştırma kitaplarının olduğu çok sayıda torbanın bulunduğu yatak odasını gösterdiler. O torbaların içinde, ikizlerin odada tek başlarına kaldıklarında neler yaptıklarını keşfettim, birbirlerine yazmayı öğretiyorlardı. Ardından kitapları arabamın bagajına yükledim ve eve getirdim. Ve kendilerini dış dünyaya kapatmış, kimseyle konuşmayan, adeta yaşayan zombilere dönmüş bu kızların nasıl böylesine zengin bir hayal gücüne sahip olabildiklerine şaşırdım.”

Wallace, hayal güçlerinden çok etkilendiği June ve Jennifer Gibbons’u, hala duruşmayı bekledikleri hastanede ziyaret etti. İkizler, yaklaşımını beğendikleri Wallace ile yavaş yavaş konuşmaya başladılar. Wallace’a göre, ikizlerin yazmaya olan bu merakları onların sessizliğini kırmak için bir araç olabilirdi.

Wallace: “İkizler çaresizce yazdıkları aracılığıyla tanınmayı, meşhur olmayı istiyorlar, yazılarının basılmasını ve insanların bunları okumasını istiyorlar. Bence bu, onları özgür kılmanın bir yolu, içinde bulundukları sessizlikten çıkarmanın tek yolu.” diyordu. Hastanede kaldıkları süre boyunca Wallace onları ziyaret etmekten hiç vazgeçmedi ve onların dünyasını yavaş yavaş bir kapı açmayı başardı. Wallace, “Onlarla olmayı her zaman sevdim. Esprili kızlardı, mizah anlayışları vardı, şakalara gülüyorlardı. Birlikte olduğumuz zamanların çoğunu gülerek geçiriyorduk.” diyordu.

Ancak Wallace, bu gülüşlerin altında yatan ikizlerin içinde yatan karanlığı da keşfetmeye başlamıştı. June’un günlüklerini okudukça Wallace, onun ikiz kardeşi tarafından ele geçirildiğini fark ediyor, Jennifer’dan June’un üzerine düşen “Karanlık Gölge” diye bahsediyordu. Jennifer ise günlüklerinde kardeşiyle kendisini ölümcül düşmanlar olarak anlatıyor ve kız kardeşini “sefaletin, yalanın ve ölümün yüzü” olarak tanımlıyordu.

June ve Jennifer Gibbons - 5

Wallace, ikizlerin eski günlüklerini incelediğinde birbirlerini sürekli olarak küçümsediklerini, hafife aldıklarını ortaya çıkardı. Dışarıdan bakıldığında birbirlerine sarsılmaz bağlarla bağlı, birbirine aşırı düşkün gibi görünseler de aslında içten içe birbirlerinden korkuyor ve çekiniyorlardı.

Günlüklerin ortaya çıkardığı bir başka gerçek ise June’un daha çok korktuğu ve Jennifer’ın daha baskın bir karakter olduğuydu. Zaten Wallace, ikizlerle görüşmeye başladığı ilk günden itibaren June’un kendisiyle konuşmak istediğini ancak Jennifer’ın sürekli olarak buna engel olup kardeşini baskıladığını hissetmişti.

Zaman geçtikçe bu davranış artarak devam etmişti. İkizlerle ilişkide olduğu süre boyunca sürekli olarak June’un kendisini Jennifer’dan uzaklaştırmak istediğini, ancak Jennifer’ın kardeşi üzerindeki baskısını her geçen gün artırdığını fark etmişti.

Sponsorlu Reklamlar
Sponsorlu Reklamlar

İkiden bire

June Gibbons

Broadmoor akıl hastanesinde 10 yıldan uzun süre kalmalarının ardından ikizlerin daha düşük güvenlikli bir hastaneye sevk edilecekleri açıklandı. Broadmoor’daki doktorlar ve Marjorie Wallace kardeşlerin daha düşük güvenlikli bir tesise gönderilmeleri için basklı yapmı, sonunda kardeşler 1993 yılında, Galler’deki Caswell Kliniğine sevk edilmişlerdi.

Ancak Jennifer Gibbons başaramadı…

Sevk edilecekleri günden bir gün önce, her hafta sonu yaptığı gibi Wallace ikizleri Broadmoor’da ziyaret etti. Daha sonra verdiği bir röportajda Wallace, o gün bir şeylerin ters gittiğini anladığını söyleyecekti.

“Kızımla birlikte hastane içindeki tüm kapıları geçerek ziyaretçilerin beklediği alana geldik. İkizlerle keyifli ve neşeli bir sohbete başladık. Sonra aniden, görüşmenin ortalarında, Jennifer ‘Marjorie, Marjorie, ben öleceğim’ dedi ve tuhaf bir kahkaha attı. Ona, “Ne? Saçmalama… Yakında Broadmoor’dan çıkacaksınız. Neden ölecekmişsin, hasta değilsin’ dedim. Bana ‘çünkü öyle karar verdik’ dedi, bu beni çok korkutmuştu, çünkü ne demek istediğini anlamıyordum.”

Ve gerçekten de karar vermişlerdi. Wallace daha sonra o günlerde kızların ikisinden birinin ölümüne hazırlandığını fark ettiğini söylüyor ve ekliyor, “böylece hayatta kalan gerçekten yaşamaya başlayabilecekti.” Wallace, ikizlerle yaptığı bu konuşmayı derhal hastanenin yetkililerine bildirdi, ancak doktorlar merak etmemesi gerektiğini, kızların 7/24 kontrol altında olduklarını söyledi.

Broadmoor’dan ayrıldıkları günün sabahında, Jennifer kendini iyi hissetmediğini bildirdi. Kendilerini Broadmoor’dan çıkaran araç hastane kapısından geçtikten sonra Jennifer başını June’un omzuna koymuş ve “nihayet çıktık” demişti. Ardından da bir tür komaya girmiş ve 12 saatin ardından da hayatını kaybetmişti.

Yolculuk boyunca kimse Jennifer’a müdahale edememişti, Galler’e ulaştıklarında ise her şey için çok geçti. Akşam 18.15’te Jennifer Gibbons’un öldüğü duyuruldu.

Her ne kadar ölüm sebebi olarak kalbindeki bir enfeksiyon gösterilmiş olsa da Jennifer Gibbons’un ölümünün üzerindeki sır perdesi tam olarak kalkmış değil. Yapılan otopside Jennifer’ın vücudunda herhangi bir zehre veya yabancı maddeye rastlanmadı.

June ve Jennifer Gibbons - 6

Caswell Kliniği’ndeki doktorlar, Broadmoor’da verilen ilaçların Jennifer’ın bağışıklık sistemini harekete geçirdiği görüşündeydi. Ancak aynı ilaçları kullanan June’da neden herhangi bir komplikasyon olmadığını izah edemiyorlardı.

İkizinin ölümünün ardından June günlüğüne şunları yazdı: “Bugün benim sevgili kardeşim Jennifer öldü. Kalbi atmayı bıraktı. Beni asla hatırlayamayacak. Annem ve babam onun cansız bedenini görmeye geldi. Onun soluk yüzünü öptüm. Çok üzgün ve kederliyim.”

Ancak, kardeşini kaybetmesinin üzerinden birkaç gün geçtikten sonra Wallace June’u ziyaret etmiş ve onu son derece neşeli ve konuşmaya istekli bir halde bulmuştu. İlk defa gerçekten konuştuklarını hissetmişti. O andan itibaren eski June yoktu, karşısında yepyeni biri vardı.

Marjorie’ye, Jennifer’ın ölümünün gözlerini açtığını ve onun hayatında ilk defa özgür biri olmasına izin verdiğini söyledi. Marjorie’ye Jennifer’ın ölmesi gerektiğini ve onun ardından hayatını yaşamak için ona söz verdiğini anlattı.

Ve June dediğini yaptı. Yıllar sonra June hala İngiltere’de ailesinden çok da uzak olmayan bir yerde yaşıyor. Yıllarca kardeşinden başka kimseyle konuşmayan June yeniden kalabalıklara karıştı ve kendisiyle konuşmak isteyen hiç kimseyi geri çevirmedi.

Kendisine, 30 yıl boyunca kardeşiyle kendisinin neden hiç kimseyle konuşmadıkları sorulunca June basit şekilde şöyle cevap veriyor: “Bir anlaşma yapmıştık. Hiç kimseyle konuşmayacaktık. İkimiz birden konuşmayı kestik. Sadece üst kattaki yatak odamızda birbirimizle konuşuyorduk.”

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Sponsorlu Reklamlar
Sponsorlu Reklamlar