Tüm Zamanların En Etkileyici 14 Fotoğrafının Ardında Yatan İnanılmaz Hikayeler

Ozlem Dogan 8 Ekim 2020

Her fotoğraf bir hikaye anlatır, kimi zaman bu apaçık ortadadır kimi zaman da fotoğrafın ardında yatan hikayeye biraz dikkatli bakmak gerekir.

Gerçek bir fotoğrafçı her anın gerçekliğini ve güzelliğini yakalayabilme yeteneğine sahiptir. Her ne kadar fotoğrafçı Elliott Erwitt, “Öyle fotoğraflar çekmelisiniz ki onları kelimelerle açıklamak zorunda kalmamalısınız” dese de bazı fotoğrafların ardında yatan hikayeyi bilmek fotoğrafı daha etkileyici kılabiliyor. Bazen de fotoğrafın içine gizlenmiş detayların daha iyi anlaşılması, arka planda olup bitenlerin daha iyi kavranması için bu hikayeler gerekli olabiliyor.

Biacaip olarak size tüm zamanların en etkileyici 14 fotoğrafının ardında yatan hikayeleri anlatmak istedik. Böylelikle bu fotoğraflara bir sonraki bakışınızda kafanızda daha farklı düşünceler uçuşacak.

1. Ateşler içindeki rahip

Yanan Budist rahip

10 Haziran 1963 tarihinde onlarca insan Vietnamlı Budist rahip Thich Quang Duc’un kendini ateşe vermesini izledi. Rahibin kendini ateşe vererek öldürmesinin sebebi, Güney Vietnam hükümetinin Budist rahipler üzerinde uyguladığı baskıyı protesto etmekti. Tüm dünyada büyük yankı uyandıran bu fotoğrafı Amerikalı gazeteci Malcolm Browne çekti ve bu kare sayesinde tüm dikkatler Güney Vietnam hükümetinin üzerine yöneldi. Tarihçilere göre Rahip Thích Quang Duc’un bu eylemi yaşanan kriz için bir dönüm noktası oldu ve Vietnam’daki dönüşümün ve değişimin güçlenmesine katkıda bulundu.

O görüntüyü ilerleyen zamanlarda yine görecektim, ama bir kere şahit olmak bana yetmişti. Bir insandan alevler çıkıyordu; bedeni yavaşça parçalanıyor ve dökülüyordu, kafası siyahlaşıyor ve kömürleşiyordu. Havada yanık et kokusu vardı; garip bir şekilde insan bedeni çok hızlı yanıp kül oluyordu. Arkamda, yavaş yavaş orada toplanmaya başlayan Vietnamlıların söylenmelerini duyabiliyordum. Ağlayamayacak kadar şoka girmiştim, not alamıyor, soru soramıyor ve hatta düşünemiyordum bile. Tüm olay boyunca tek bir kası bile hareket etmedi, en ufak bir ses dahi çıkarmadı; ateşler içindeki sakinliği, etrafında bulunan insanların telaşı ve ağlamalarıyla keskin bir kontrast oluşturuyordu.

David Halberstam – Amerikalı Gazeteci

2. Nazi selamı veren ellerin ardındaki adam

Nazi selamı vermeyen adam

Nazi mitingi sırasında selam vermeyi reddeden August Landmesser, dünyanın en meşhur fotoğraflarından birinde karşımıza çıkıyor. August 1931 yılında Nazi partisine katıldı, ancak 2 yıl sonra Irma Eckler isimli bir Yahudi kadına aşık oldu ve 1935 yılında ona evlilik teklifinde bulundu. Bundan dolayı partiden atıldı ve evlenme başvurusu yeni çıkan Nuremberg Irk Kanunları kapsamında geri çevrildi.

Bütün bunların ardından 1936 yılında, bu fotoğrafta gördüğümüz üzere, August Landmesser Hitler’i selamlamak için kolunu havaya kaldırmadı. Ardından August ve ailesi şehri terk etmeye çalıştı ancak yakalandılar ve toplama kampına gönderildiler. 1938 yılında, August ailesini son defa gördü. İkinci çocuğunu dünyaya getirmesinin ardından Irma “ötenazi merkezine” gönderildi ve 1942 yılında burada katledildi. August ise 1944 yılındaki Hırvatistan askeri operasyonunda kayıp olarak rapor edildi. Kızları yaşadıkları bu zulümden kurtulmayı başardı ve onlardan biri ailesinin hikayesinin belgeselini çekti. 

3. Savaş cehennemdir

Miğferinde savaş cehennemdir yazan asker

“Savaş Cehennemdir” isimli fotoğraf, Alman fotoğrafçı Horst Foss tarafından 1965 yılında, Vietnam Savaşı sırasında çekilmiş bir fotoğraftır. Fotoğraftaki askerin kim olduğu uzun süre ortaya çıkmadı, ancak 2012 yılında askerin St. Louis’te yaşayan Larry Wayne Chaffin olduğu açıklandı. Fotoğraf o henüz 19 yaşındayken çekilmişti. Eşi Fran Chaffin Morrison, Larry’nin savaşın ardından sivil hayata alışmakta büyük güçlükler yaşadığını ve 39 yaşındayken diyabete bağlı komplikasyonlar neticesinde hayatını kaybettiğini söyledi.

Savaş sırasında, askerlerin miğferlerine duygu durumlarını ve neler yaşadıklarını anlatan yazılar yazması veya resimler çizmesi sık görülen bir şeydi. “Savaş Cehennemdir” sözü ise, William Tecumseh Sherman’ın Michigan Askeri Akademisi mezuniyet töreninde yaptığı konuşmadan bir alıntıdır. 

Bir zamanlar ben de sizin olduğunuz yerdeydim ve neler hissettiğinizi çok iyi biliyorum. Yüreğinizde hissettiğiniz, burada kazandığınız yetenekleri ve meziyetleri günün birinde kullanma arzusu son derece normal bir şey. Bu arzunuzu bastırın! Savaşın korkunç yüzünü bilmiyorsunuz. Ben 2 savaşa katıldım, emin olun çok iyi biliyorum. Harabeye dönmüş şehirler, kül olmuş evler gördüm. Yerde yatan binlerce insan gördüm, ölü yüzleri gökyüzüne bakıyordu. Size söylüyorum, savaş cehennemdir.

William Tecumseh Sherman – Politikacı

4. Bill Biggart’ın son fotoğrafı

İkiz Kuleler yangını fotoğrafı

54 yaşındaki fotoğrafçı Bill Biggart, Dünya Ticaret Merkezi’ne saldırı haberini alır almaz İkiz Kuleler’e koştu. Çeşitli açılardan fotoğraflar çekti, Güney Kulesi’nin yıkılışını ve Kuzey Kulesi’nde devam eden yangını fotoğrafladı. Saat 10.00 sıralarında karısı Biggart’ı aradı, Biggart karısına itfaiyecilerin yanında ve güvende olduğunu söyleyip telefonu kapattı. Bu görüşmeden 20 dakika sonra, Biggart ile çok sayıda insan çöken Kuzey Kulesi’nin altında kalarak hayatını kaybetti. Biggart’ın cansız bedeni ve fotoğraf makinesi 4 gün sonra enkaz altından çıkarılabildi. Bu görmüş olduğunuz fotoğraf Biggart’ın kule çökmeden saniyeler önce çekmiş olduğu son fotoğraf.

Eğer Bill o günün sonunda sağ salim evine dönebilseydi, bize her zaman olduğu gibi birçok hikaye anlatırdı. Yine eminim ki ona bunun nasıl bir tecrübe olduğunu sorsak bize, ‘Bana kulak verin, sakın uçak çarpmış bir gökdelenin altında durmayın’ diye öğüt verirdi.

Wendy Doremus – Bill Biggart’ın eşi

5. Kara Tozun Çocukları

Bangladeş siyah yüzlü çocuklar

Kara Tozun Çocukları: Bangladeş’in Çocuk İşçileri isimli fotoğraf serisi, Bangladeşli fotoğrafçı Shehzad Noorani’nin bir çalışması. Noorani çalışmalarında genellikle, gelişmekte olan ülkelerdeki sosyal sorunlara parmak basıyor. Dakka’nın banliyölerinde, yüzlerce fabrika ve kuru pil geri dönüşüm atölyeleri bulunuyor. Bu işletmelerin ana iş gücünü, tüm günlerini kullanılmış pillerdeki geri dönüştürülebilir malzemeleri çıkarmak için harcayan kadın ve çocuklar oluşturuyor. Böyle bir ortam çocuklar için son derece zararlı, solunan milyonlarca karbon tozu partikülü akciğerlerde ve gözlerde tedavisi imkansız hasarlar bırakabiliyor. İşte bu fotoğrafta, bir pil geri dönüşüm merkezinde çalışan küçük çocukları, hatta annesinin yanında olmak zorunda olan bebekleri görüyoruz.

Marjina gibi pek çok kadın çocuklarını işe getirmek zorunda, çünkü onları bırakabilecekleri başka hiçbir yer yok. Atölyelerin etrafındaki çevre tamamen karbon tozları ve diğer zehirli maddelerle dolu. Küçük çocuklar, yorulup uykuya dalana kadar bu kirli alanlarda oynuyor ve sıklıkla akciğer ve göz enfeksiyonlarından acı çekiyorlar. İşin acı tarafı ise bu çocuklar hayatta kalabilmek için burada çalışmak zorundalar; eğer çalışmazlarsa yemek yiyemezler. Ancak çalışmak zorunda olmaları, onları ölüme terk edebileceğimiz anlamına gelmiyor.

Shehzad Noorani – Fotoğrafçı

6. Jane Goodall

Jane Goodall

Hollandalı film yapımcısı ve fotoğrafçı Hugo van Lawick tarafından çekilen bu fotoğrafta, Flint isimli yavru bir şempanze, dünyanın en meşhur primatologu (pimatları inceleyen bilim insanı) Jane Goodall ile ilk defa tanışıyor. Flint’in aşırı korumacı annesini şüphelendirmemek ve zarar vermek istemediğini göstermek için Goodall sadece elinin tersini uzatıyor ve parmaklarını gizliyor. Dünyanın en başarılı ve en meşhur primatologu olan Jane Goodall şempanzelerin de tıpkı insanlar gibi alet kullanabildiğini keşfetti.

Gombe şempanzeleri en sevdikleri av olan termitleri yakalamak için otları kullanıyorlar; otu termit yuvasından içeri sokuyorlar ve termitler ota tutunduğunda geri çekerek yemeğin keyfini çıkarıyorlar. İlginçtir ki Tanzanya’ya ilk gittiğinde Goodall üniversite mezunu bile değildi. Ancak üniversite mezunu olmamasına rağmen, çığır açan araştırmaları ve elde ettiği başarılar sebebiyle Newnham Koleji onu yüksek lisans programına kabul etmişti.

7. Polonya’daki ilk kalp nakli

Polonya'da ilk kalp nakli fotoğrafı

Kilisenin, hükümetin ve kamuoyunun tüm baskılarına rağmen, 1987 yılında Dr. Religa Polonya’daki ilk başarılı kalp naklini gerçekleştirdi. 23 saatlik uzun maratonun ardından o ve asistanı nihayet dinlenebilmek için kısa bir aralık buldu. Gördüğünüz fotoğrafta, Dr. Religa hastanın yeni kalbinin nasıl çalıştığını takip ediyor ve asistanı da ameliyathanenin bir köşesinde uyuyor. Dr. Religa 2009 yılında vefat etti, ancak kalp nakli yaptığı hastası operasyonun ardından 30 yıl daha sağlıklı bir yaşam sürdü ve 2017 yılında hayatını kaybetti.

8. Özgürlüğe sıçrayış

Doğu Almanya'dan kaçan asker

15 Ağustos 1961 tarihinde, bir polis birazdan olabilecekler konusunda 19 yaşındaki fotoğrafçı Peter Liebing’i uyardı. Liebing derhal, daha sonra Berlin Duvarı’nın inşa edileceği Batı sınırına gitti ve sakinleşmeye çalışan genç Doğu Alman sınır devriyesini gördü. Yolun diğer tarafında ise diğer iki devriye duruyordu. Saatler boyunca hiçbir şey olmadı, ancak neden sonra Schumann isimli Doğu Alman sınır devriyesi koşmaya başladı ve dikenli tellerin üzerinden atladı.

Schumann ordudan kaçarak Batı Almanya tarafına geçen Doğu Alman askerlerinden ilkiydi. Kimileri, soğuk savaş yıllarında çekilen bu fotoğrafı özgürlüğün sembolü olarak görse de kimileri de fotoğrafta, ailesini sınırın öteki tarafında bırakan bir hain gördüklerini söylüyordu. Daha sonra kamuoyuna konuşan Schumann, “Birilerini vurabileceğim bir konumda olmayı istemedim” diyerek bu kaçışın sebebini açıkladı.

Onu bir saat boyunca izledim. Sınırın bu tarafına zıplayacağına dair bir his vardı içimde. Bu bir tür içgüdüydü. Hamburg’da, atların zıplamaları sırasında fotoğrafın zamanlamasının nasıl olması gerektiğini öğrenmiştim. Binicilik yarışmalarında fotoğrafçılık yaparken atların engel üzerinden atlamalarını ve engeli aşmalarını kusursuz şekilde fotoğraflamanız gerekiyor. Burada sadece deklanşöre bastım ve her şey bitti.

Peter Liebing – Fotoğrafçı

9. Yoina

Küçük kız ve maymunu

Yoina, Peru’daki Manu Mlli Parkı’nda medeniyetten uzakta yaşayan Machiguenga topluluğunda, teyzesinin yanında kalan 11 yaşında yetim bir çocuk. Fotoğrafçı Charlie Hamilton James, küçük kızın fotoğraflarının çekilmesini çok umursamadığını, bu yüzden fotoğrafların böylesine doğal olduğunu hatırlıyor. National Geographic dergisinde yayınlanan yazıda, Yoina’nın hayatının fotoğrafın çekilmesinden sonra kötü yönde değiştiği söyleniyor: birkaç ay sonra 9. Çocuğunu doğurmasının hemen ardından annesi vefat etmiş ve ardından da çok sevdiği maymunu trajik şekilde ölmüş.

Her öğleden sonra, küçük bir kız çocuğu kampımızın içinden geçerek yakınlardaki nehirde evcil maymunu ile yüzüyordu. Ben de onların bir fotoğrafını çekmeye karar verdim. Yoina, fotoğrafının çekilmesinden hiç etkilenmemişti ve tamarin maymunu da sudan nefret ediyordu. Dürüst olmak gerekirse, maymunu neden yüzmeye götürdüğünü hiç anlamadım. Tüm zamanının çığlıklar atarak ve sudan uzak durmak için küçük kızın kafasının üzerine tırmanmaya çalışarak geçiriyordu.

Charlie Hamilton James – Fotoğrafçı

10. Toplu sınıf fotoğrafı

Columbine okul katliamı öncesi fotoğraf

İlk bakışta bu fotoğraf sıradan bir Amerikan sınıf fotoğrafından hiç de farklı değil. Daha dikkatli bakınca fotoğrafın sol üst köşesinde, hayali silahlarını kameraya doğrultmuş olan Eric Harris ve Dylan Klebold isimli gençleri fark ediyorsunuz.

1999 yılında, bu fotoğrafın çekilmesinden sadece birkaç hafta sonra Harris ve Klebold, bir yıldır üzerinde çalıştıkları şeytani planı Columbine Lisesi’nde hayata geçirdiler. Son sınıf öğrencisi olan iki genç okulun kafeteryasına ve park alanındaki araçlarının içine bomba yerleştirdiler. Bu bombalar patlamadı, ama iki öğrenci yanlarında getirdikleri silahlarla adeta dehşet kustu ve 12 öğrenciyle 1 öğretmeni katletti. Bunun yanında 21 kişiyi vurarak yaraladılar, 3 kişi de katliamdan kaçmak isterken yaralandı. Harris ve Klebold daha sonra okul kütüphanesinde intihar etti.

Daha sonra, ikilinin yapacakları katliamda 19 Nisan 1995 tarihinde gerçekleştirilen Oklahoma saldırısından daha çok kişiyi öldürmeyi planladıkları ortaya çıktı. Yerleştirdikleri iki bomba patlamış olsa belki de bu amaçlarına ulaşabileceklerdi. Oklahoma saldırısında 168 kişi ölmüş, 800’den fazla insan yaralanmıştı.

11. Korkunç bir sır barındıran fidye fotoğrafı

Fidye fotoğrafı

1 Şubat 2012 tarihinde, 18 yaşındaki Samantha Koenig Alaska, Anchorage’de bulunan iş yerinden kaçırıldı. Israel Keyes, Samantha’nın kredi kartını ve diğer değerli eşyalarını çaldı ve ertesi gün genç kıza tecavüz ederek onu öldürdü. Cansız bedenini bir kulübenin içinde bırakan Keyes, çıkacağı iki haftalık Meksika Körfezi gemi seyahatine katılmak için ailesinin yanına gitti.

Gemi seyahatinin bitmesinin ardından Keyes Alaska’daki kulübeye geri döndü ve Samantha’nın cesedini buradan çıkardı. Genç kızın cansız bedenine makyaj yaptı ve gözleri açık görünsün diye göz kapaklarını dikti. Ardından yanına 4 gün öncesinin gazetesini koyarak fotoğrafını çekti. Daha sonra bu fotoğrafı Samantha’nın ailesine göndererek 30 bin dolar fidye isteyen Keyes, Samantha’nın bedenini de parçalayarak Matanuska Gölü’ne attı.

Samantha’nın korku içindeki ailesi istenen fidyeyi ödediğinde Keyes genç kızın kredi kartını kullanarak alışveriş yapmakla meşguldü. Kredi kartını öylesine umursamaz şekilde kullanıyordu ki sonunda kartı takip eden polis onu yakaladı. Israel Keyes, 2 Aralık 2012 tarihinde cinayet şüphesiyle gözaltındayken intihar ederek yaşamına son verdi. Geriye bu korkunç fidye fotoğrafı kaldı.

12. Ev resmi

Tahtaya ev yerine karalama yapan kız

1948 yılında David ‘Chim’ Seymour bir fotoğraf çekti ve altına şu notu düştü: “Çocukların yaraları her zaman dıştan olmaz. Uzun zaman boyunca çektikleri acının sonucunda zihinlerinde oluşan yaraların iyileşmesi yıllar alır.”

Fotoğraf Varşova’da bir okulda çekilmiş, 8 yaşındaki Tereska isimli kız çocuğu kara tahtaya öğretmeninin kendisine söylediği şeyi yapmaya çalışıyor: ‘Tahtaya bir ev çiz.’ Tereska bina çizemiyor. Onun yerine karmakarışık çizgilerle doldurmuş tahtayı. Bir eli hala tahtada çizgi çizmeye devam ederken, Tereska acı dolu gözlerle fotoğraf makinesine bakıyor.

Tereska henüz 4 yaşındayken babası Gestapo tarafından tutuklanmış. Tereska ve ablası kaçarak büyükannesinin evine saklanmış. Daha sonra, büyükannelerinin evi de saldırıya uğramış ve yine kaçmak zorunda kalmışlar, yaşlı kadın evden bazı eşyalarını almak için eve gitmiş ama bir daha asla çocukların yanında geri dönmemiş. Yaşlı kadının öldürüldüğü veya bombalı bir saldırıda hayatını kaybettiği düşünülmüş. Teraska’nın başına büyük bir şarapnel parçası isabet etmiş ve çocuğun beyninin sol tarafı büyük hasar görmüş.

Tereska ve ablası Jadzia bir köye ulaşana kadar günlerce savaş bölgesinde tek başlarına yürümüşler. Tereska’nın akıl sağlığı yıllar içerisinde hep kötüye gitmiş ve 1978 yılında hayatını kaybeden kadar ömrünü bir akıl hastanesinde geçirmiş.

13. Savaş bunalımı (Shell shock)

Savaş bunalımı (Shell shock)

Savaş bunalımı (shell shock), ilk defa Britanyalı psikolog Charles Samuel Myers tarafından I. Dünya Savaşı sırasında görülmüş, savaş ortamında bulunan kişinin maruz kaldığı ani duygu değişimi nedeniyle anlık olarak kendine güvensiz ve ölmek üzere olduğunu hissetmesi, son olarak dengesini kaybedip anlamsız hareketler yapması, mimiklerini anlamsızca oynatması durumu olarak tarif edilmiştir. Savaş bunalımının, etkilediği bazı kişilerde travma haline geldiği ve kalıcı bir psikolojik rahatsızlık oluşturduğu gözlenmiştir.

Eylül 1916’daki Flers-Courcelette Savaşı sırasında çekilen bu fotoğrafta, fotoğrafçı sadece yaralı askere yapılan müdahaleyi değil, mutlu şekilde gülümseyen yaralı askeri de fotoğraflamıştır.

Ancak fotoğrafa daha yakından bakıldığında, direkt olarak fotoğraf makinesine bakan askerin savaş bunalımı geçirdiği ve şahit olduğu ölümler ve yıkım sonrasında psikolojisinin altüst olduğu aşikardır.

14. Çamura saplanmış halde…

Omayra Sanchez

Omayra Sanchez, Kolombiya’da ve dünyada “Ermero Trajedisi” olarak bilinen olayın 25.000’den fazla kurbanından biridir. 13 Kasım 1985‘te yaşanan faciada, 60 saat boyunca su, beton ve diğer cesetler arasında sıkışıp kalmış, yaklaşık 50 küsur kameraman ve fotoğrafçı, bu süre boyunca başında çekim yapmıştır. 13 yaşındaki Omayra Sanchez ayağının sıkışması sonucu boğazına kadar gelen suyun içinde ölümü beklerken o yaşta bir kız çocuğu için oldukça sakin ve cesur davranmıştır. Kendisini çeken kameralara “annemi çok seviyorum. Babamı ve ailemi çok seviyorum. Onlara sevdiğimi söyleyin” demiştir. Annesi ve küçük kardeşi trajediden sağ kurtulmuştur, ama Omayra babasının yaklaşık 3 gün önce öldüğünden habersizdir. Omayra da 60 saatin sonunda nedeni tam olarak belirlenemese de kangren, hipotermi veya buna benzer bir komplikasyon sonucu ölmüştür.

Günlerce suyun içinde ölümü bekleyen kızın başında her gün en az yüzlerce kişi varken, nasıl olup da kimse onu kurtaramamıştır? Aslında orada bulunanların çoğu Omayra’ya yardım etmek istemiş ancak bunu vinçsiz, pompasız ve ekipmansız başaramamışlardır. Özel ekipman şehre, Omayra ölmeden birkaç saat önce ulaşmış ancak kızın ömrü ekipmanın kurulmasına yetişememiştir.

Ülkenin o dönemki savunma bakanı da insanların tepkilerini anladığını ama Kolombiya’nın bu tür gelişmiş ekipmanlara sahip olmayan, az gelişmiş bir ülke olduğunu belirtmiş ve ellerinden geleni yaptıklarını söylemiştir. Herkesin aklına kazının Omayra’nın yukarıdaki fotoğrafını ise fotomuhabir Frank Fournier çekmiştir. Küçük kız Fournier’e kendisini okula götürmesini, geç kalmak istemediğini söylemiştir. Gönüllüler ve yardım ekipleri Omayra’yı kurtarmaya çalışırken Fournier onun yanında beklemiş, bir süre sonra küçük kız “Anneme selam söyle ve beni bırak artık” dedikten 3 saat sonra hayatını kaybetmiştir.

İlgili Haber:

60 Saat Boyunca Suyun İçinde Sessizce Ölümü Bekleyen Omayra Sanchez’in Hikayesi

Bonus – Faciadan hemen önce son çaba…

Beyrut limanı patlaması öncesi itfaiyeciler

4 Ağustos 2020’de Beyrut Limanı’nda uygunsuz şekilde depolanmış olan büyük miktardaki amonyum nitrat patladı ve 181 kişinin ölümüne ve en az 6 bin kişinin de yaralanmasına sebep oldu. Şehirde milyarlarca dolarlık hasar meydana gelirken 300 binden fazla insan ise evsiz kaldı. Patlamanın sesi Kıbrıs’tan duyulurken, sarsıntı Türkiye, Suriye ve İsrail gibi ülkelerde de hissedildi. Nükleer olmayan en güçlü ve en yıkıcı patlama olarak tarihteki yerini Aldı.

Faciadan günler sonra, patlamada hayatını kaybeden bir fotoğrafçının kurtarılan telefonunda bir fotoğraf bulundu. Fotoğrafta, yangına müdahale edebilmek için limandaki 12 numaralı deponun kapısını açmaya çalışan kahraman itfaiyeciler görünüyor. Olaya müdahale için gelen 10 itfaiyeciden 7’si geride beklerken 3’ü deponun kapısını açmak için çabalıyor.

Kısa süre sonra depo patlıyor ve alevler 10 kahraman itfaiyeciyi yutuyor.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler